9 (Dokuz)

9 (Dokuz), aynı zamanda filmin yönetmeni de olan Shane Acker’ın 2006 yapımı 11 dakikalık Oscar adaylı kısa filminden uyarlanmış 2009 yapımı animosyon filmidir. Senaryosunu Pamela Petter’ın yaptığı bu animasyonun seslendirmesinde Christopher Plummer, Martin Landau, Jennifer Connelly, John C. Reilly ve Elijah Wood gibi tanıdık isimler yer alır. Filmin Amerika’da gösterim tarihi ise 9.9.2009.

İnsan eliyle üretilen bir makine, tam tasarımına uygun şekilde kendisi gibi başka makineler üretir. Fakat durum bir noktadan sonra kontrolden çıkar. Makineler dünyayı ele geçirir, insanlığın sonu gelir ve her şey yok olup gider. İlk makineyi üreten aynı eller, bu sefer sadece iğne-iplikle dikilme bez bebeklere yaşam vererek dünyayı kurtarma görevini onların omuzlarına yükler. Canavar’ı (üretilmiş ilk makine) ortadan kaldırarak dünyayı kurtarmak için büyük bir maceraya atılan bu minik kahramanlar, hayatta kalabilmek için de oldukça çetin bir deneyimin içinden geçmek zorunda kalırlar.

“Birçok şey yapabilirdik. Ümit vaat ediyorduk; ama yeteneklerimizi, zekamızı boşa harcadık. Teknolojiye körü körüne bağlanmamız sonumuzu hızlandırmaktan başka işe yaramadı. Bizim dünyamız sona eriyor; ama hayat devam etmeli.”

Bu sözler dünyayı alt üst eden savaşın müsebbibi gibi görünen bilim adamının sözleridir. Fakat aynı zamanda günümüzde insanın kurtuluşunu eğitime, kültüre, bilgiye ve bu bilgiyi yayacak olan teknolojiye olan güvenini de yansıtması açısından önemlidir. Ayrıca insanın kendisine verileni eline yüzüne bulaştırma, hep daha fazlasını isteme arzusu ile sahip olduklarını kötüye kullanma konusundaki başarısını da oldukça güzel bir şekilde sembolize eder. Diğer yandan bilgisayarların icat edilmesini takiben her zaman ortaya atılan o klişe korkuyu da bize hatırlatır. Bir gün bilgisayarlar dünyayı ele geçirecek mi?

Bilim adamının hayatın devam etmesi konusundaki çözümü filmin kahramanlarının da yaratıldığı yer olur. Sürekli güvende kalmak için eylemsizliği seçen eski bir lider (1), bir mucit (2), sessiz ikizler (3-4), bir mühendis (5), savaşçılar (6-7), beyninden çok kas gücünü konuşturan (8) den oluşan gruba, keşfetmek, öğrenmek ve savaşmak konusundan cesur bir karakter olan 9 da dahil olur. Aslında tüm cevaplar da 9’a emanet edilmiş bir parçaya bağlıdır.

Canavar’ı ortadan kaldırabilmek için hummalı bir araştırmaya giren ekip iki önemli kayda ulaşır. Bunlardan biri eski haber kaynağında yer almaktadır. Görüntüde Hitlervari bir lider “Öncü bilimci beyni yarattı” sloganıyla mucizevi olarak adlandırdığı bir makineyi halka tanıtmaktadır.

“Yoldaşlar,

Bugün yeni bir çağ başlıyor. Bu yeni teknolojiyi bağrımıza basalım. Makine çağına hoş geldiniz. Bu makine, kendi suretinde yeni makineler yaratacak. Barış makineleri devletimiz için yeni bir zenginlik ve bolluk çağının yolunu açacaklar.”

Makineler olmaları gerektikleri yerden çıkıp sınırlarını aştıklarında her şey büyük bir kaosa dönüşür. İnsanlığın sonu gelmiş, dünya bir yok oluşa mahkûm olmuştur. Önceleri böyle bir makineyi yarattığı için yere göğe sığdırılmayan bilim adamı da artık devlet düşmanı olarak anılmaktadır. Bu da tüm suçu karşısındaki insana atma özelliği ile insanın sorumluluktan kaçışına güzel bir örnek oluşturur.

Canavarı yenmek için gerekli olan bilgiye erişmek ancak başa dönerek, “kaynağa” ulaşarak olacaktır. 9 yaratıldığı ilk yere geri döner ve ellerindeki ikinci en önemli kaynak olan kendisi için kaydedilmiş bir video bulur. Videoda bilim adamı olan biteni tüm çıplaklığıyla 9’a ithafen anlatmaktadır.

“Merhaba 9,

 Muhteşem makinem çok şey vaat ediyordu. İlerleme sağlayacak bir araç olacaktı. Bir şeyler yaratacaktı. Anlaşmamız böyleydi. Başkanımız sözünde durmadı. Aslında bu hatanın tek sorumlusu o değil. Makine tamamen benim zekâmın ürünüydü. Şimdi anlıyorum ki bu yeterli değilmiş. Yarattığım şey kusurlu ve hatta insan ruhuna sahip olmadığı için tehlikeliydi. Onu kontrol eden tarafından kolayca kötüye kullanılabilirdi. Sizleri o yüzden yapıyorum. İnsanlıktan geri kalan tek şey sizlersiniz. Hepinizde ruhumdan bir parça var. Bu cihazla birlikte geleceği siz koruyacaksınız. Yakından bak ve gördüklerini hatırla.”

Bilim adamı kendi canı pahasına onları yarattığı gibi en büyük sorumluğu da yine bu minik bebeklere yüklemiştir. 9 bu görevi almaya çoktan hazır olduğunu ve fiziksel görüntülerinin çok ötesinden bir güce sahip olduklarını yürekten inanarak geride kalan arkadaşlarını da ikna etmeye çalışır.

“Bize ruhundan verdi, biz aynıyız.”

Hiçbir zaman aynı kefeye konulmayacak bir yaratıkla doğrudan doğruya ilişki kurabildiğinin güvencesi ile korkularına rağmen derin bir güvenle dimdik durur 9. Başarmamaları için hiçbir neden yoktur.

İki yerde iki önemli ve benzer bir atıfta Kutsal Kitap’taki bir bölüme gönderme yapar gibi durur Acker. Yaratılış! Birinci atıf bu yaratma eyleminin kötü tarafında yer alır.  İnsanın Tanrı’nın suretinde yaratılma öyküsünü, makinenin kendi gibi makinler yaratmasına benzetir adeta. Acker, bilim adamı üzerinden devam ederek o yaratılış eyleminin eksiliğini insanın sadece zekâya umut bağlaması sonucunda ortaya çıkacak tehlike üzerinden işler.  İşte diğer atıf da tam bu noktada ortaya çıkar. Bilim adamı yaptığı o yanlışlığı kendi ruhundan vermesi ile insan gibi olma ayrıcalığına sahip olan bez bebekler ile telafi eder. Aslında film boyunca işlenen makine, zekâ, bilgi,   teknoloji konuları hep bir yerde toplanır: bunların hiçbiri insanın kurtuluşu için yeterli değildir. İnsanın çok daha büyük, derin ve yüce bir anlama ihtiyacı vardır.

İşte bu anlama sahip olmak da Tanrı’yla olan kişisel ilişkide mümkündür. Bu ilişki Tanrı’nın Ruhu ile birlikte devam edebilme, güç bulabilme, yön tayin edebilme, seçimlerinde bir adım geriden giderek büyük resme bakabilme ayrıcalığını da verir.

Dolayısıyla bu ilişki sadece Tanrı’nın Ruhu’nun değil, sadece insanın özgür iradesinin değil; ama ikisinin birlikte yan yana devam ettiği bir birlikteliktir. Tanrı, insana olan güvenini ve sevgisini tam da bu noktada göstermiştir. Eğer bir kader  varsa işte o  kader Tanrı’yla olan ilişkiyi seçme ya da seçmeme özgürlüğünün içinde bize sunulur. Canavar’dan kurtulmuş olan dünyada geriye tam da buradaki gibi tek ve önemli soru kalır.

 “Şimdi ne olacak?”

İçinde yaşadığımız dünyadaki acıların sebebini aramak, bulmak, anlamlandırmak ve birilerine fatura çıkarmak konusundaki telaşımızı belki de bu sorunun cevabında aramak önemli olacaktır.

“Pek emin değilim; ama dünya artık bizim. Ne olacağı bize bağlı.”

Serda Ayık Sez