Brimstone – Cehennem

Brimstone (Cehennem, 2016), geçtiğimiz aylarda sessizce vizyona giren ve hem konusuyla, hem de aynı zamanda filmin senaristi de olan yönetmeniyle müstesna bir film. Kimilerimiz için bir zamanların pazar sabahlarının vazgeçilmezi olan western türünde bir filmi izleyiciye sunacağını vaat eder gibi dursa da, film Hollandalı sinemacı Martin Koolhoven’ın uluslararası bir film yapma arzusundan ve İngilizce’de de bir film yapmasını bekleyenlere cevap verme isteğinden yola çıkmış. Elbette bu kararıyla mukayese edilecek bir yığın harika western filmlerinin varlığı sebebiyle Avrupalı bir sinemacı olarak oldukça büyük bir riski de göze almış Koolhoven. Oluşturduğu oyuncu kadrosu ile oyunculuk performansını bir şekilde garanti altına almayı başarmış. Şiddet sahneleriyle Tarantino’yu anımsatan yönetmen, cinayet,tecavüz, işkence, ensest ilişki, gibi konuları birbiriyle harmanlayarak kötülüğün dozunu oldukça yükseltmiş. En önemli nokta ise filmi Kutsal Kitap, western, günah üçgeni, insanın en temel ihtiyacı olan sevgi ihtiyacı ile mühürleyerek bağlamış olması.

Fakat bu kadar basit cümlelerle tarif edilemeyecek kadar yürek parçalayıcı ve izleyici üzerinde daha sonraki etkisini uzun bir süre korumayı başaran çekimleri ve kurgusuyla üzerinde uzun uzun yazılmaya değer bir film. Brimstone, öz kızına akıl dışı bir şekilde bağımlılık gösteren ve onu elde etmek için yine akıl almaz kötülüklere sebep olan bir papazın ve ondan kendini kurtarmaya çalışan bir kızın (Joanna – Liz) hikâyesi…

 Film,adeta yazılı bir edebiyat örneğini, sözcüklerle değil ama görsel materyallerle okumaya başlıyormuş izlenimini veren bir anlatıcıdan ve dört bölümden oluşuyor.Bölüm başlıkları Kutsal Kitap bölümlerine gönderme niteliğinde:

1.Bölüm: Revelation – Vahiy

2.Bölüm: Exodus – Çıkış

3.Bölüm: Genesis – Yaratılış

4.Bölüm: Retribution – Ceza

Film hikâye anlatıcısının görüldüğü ilk dakikalar da dâhil olmak üzere, yukarıda sıralanan dört ana bölüm ve her bir bölümde geriye dönüşlerle, sebep-sonuç ilişkisi ile birbirine bağlanıyor. Yeni Ahit’teki dünyanın sonunu ve yargı bölümünü içinde barındıran Revelation, hikâyenin henüz havada asılı kaldığı ve sebebi bilinmeyen büyük bir soru işaretini taşıyor. Diğer yanda filmin dördüncü bölümü olan ve aynı zaman dilimine denk gelen Retribution’ı da tamamlayan ve bölüm adıyla bilinçli bir gönderme yapılmış olan bir bölüm Revelation, Exodus’la bir önceki zaman dilimine geçiş yapıyor. Hala eksik kalmış cevaplar olsa da, Joanna– Liz ikileminin çıkış noktasına, bambaşka acılara ve mücadelelere tanıklık ediliyor bu bölümde de. Genesis, ismi gibi hikâyenin en başına götürüyor izleyiciyi. Filmi ana temasını ören hikâyenin sebep sonuç ilişkisinde tüm taşlar yerine oturuyor. Bu bölümde, izleyici diğer bölümlerden yavaş yavaş tahmin etmeye başladığı ama yine de arada kaldığı kuşkularına cevap buluyor ve Genesis artık hikâyenin yeniden birinci bölüme dönme zamanının geldiğinin işaretini veriyor

Elbette her bir bölüm kendi hikâyesi içinde ayrı bir kötülüğü, acıyı ve savaşı barındırıyor. Hezeyan dolu bir yaşam; nasılları ve nedenleri ile birlikte tek tek gün yüzüne çıktıkça kötülüğün ve acının şiddeti de gittikçe artarak seyircinin hafızasına adeta kazınıyor. Kötülük günah kavramıyla yoğrulurken, inanılmaz bir yaşam mücadelesi, bir kadının direnişinin destansı hikâyesine dönüşüyor. Bu mücadele papazın karısı tarafından sessiz bir protesto olarak karşımıza çıkıyor olsa da, İsa’nın “sağ yanağına vurana sol yanağını dönme” meselesi filmdeki bir başka karakter tarafından beklenmedik bir şekilde yorumlanıyor:

“Bir keresinde şu hikâyeyi duymuştum. Şu diğer yanağını çevirmek hakkında olan… Bunu ancak kontrolü elinde tutan biri söyleyebilir. Ona karşı koymanı istemeyen biri… Anneni gördüm. O diğer yanağını dönen insanlardan.”  

Bir western filmi olarak en tanıdık sahne, araya yerleştirilmiş minik bir düello sahnesi… Yönetmen hem ilk bölümdeki başaklar sahnesinde, hem de son bölümde orman içindeki karlı, sert bir kış sahnesinde kötülüğün gelişine bir işaret olarak kamerayı kuş bakışı çekimine geçiyor. Böylece görüntünün gücünü, yaklaşan tehlikenin varlığı ile birleştiriyor.

Dakota Fenning filmin parlayan yıldızı;ama aynı övgüyü Emilia Jones’a da sunmak yerinde olur. Çocuk yıldızlar olarak parlayan iki isim ise; Jack Holligton ve Ivy George. Elbette papaz karakterini canlandıran Guy Pearce ise rolünün hakkını sonuna kadar veriyor.

Film Türkçeye “Cehennem” olarak çevrilmiş, fakat hikâyede sona yaklaşırken, Vahiy bölümü ve devamı olan Ceza bölümü, filme ismini veren ve İncil’de özellikle Vahiy bölümünde Tanrı’nın günah üzerindeki yargısını, şiddetli gazabını ifade eden “kükürt” sözcüğü, brimstone’la tam da yerine oturuyor. Liz(Joanna) sadece papazı ateşe vermekle kalmıyor; ama tüfekle de onu vurarak“ateş ve kükürt” ikilisini adeta birbiriyle dans ettiriyor. Elbette bunda daha önceki denemesinin (papazın ölüme yaklaştığı o sahneden nasıl kurtulduğu biraz muamma olsa da) sonuç vermemesi, onun işini garantiye almasında etkili olduğunu da düşündürtüyor.

Papaz yanlış yerde aradığı bir tutam sevgi uğruna ve kendi sevgisizliğinin karanlığına, öz kızını da gömmeyi başarıyor. Damadını öldürme noktasına gelen papazın “Çünkü seni seviyor” derken aslında ne kadar acınacak durumda olduğunu ve insanın varoluşsal ihtiyacının altını çiziyor. En önemlisi Koolhoven Tanrı’nın olmadığı yeri; karanlığın,acının, nefretin, öfkenin ve yakıp tüketen sonsuz ateşin O’nun yerine geçtiğini gözle görülür hale getiriyor ve bunu da en güzel şekliyle papazın repliğinde özetliyor.

“İnsanlar cehennemi dayanılmaz kılanın alevler olduğunu zannederler. Alevler değil,sevginin yokluğudur!”

Serda Ayık Sez