Kefernahum

(Dikkat, sürpriz kaçıran ögeler içermektedir!)

“Ya sen, ey Kefarnahum, göğe mi çıkarılacaksın?

Hayır, ölüler diyarına indirileceksin!”

Luka 10:15

Kefernahum, yönetmenliğini Nadine Labaki’nin yaptığı 2018 yılı, Lübnan yapımı filmidir. Nadine Labaki birçok başka isimle birlikte filmin senaryosunu da yazmış. Film Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar’a aday gösterilmiş ve 2018 Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazanmış. Başrollerini Zain Al Rafeea, Yordanes Shiferaw ve Boluwatife Treasure Bankole paylaşmış. Filmin en özel yanlarından biri de başkarakterlerin hiçbirinin profesyonel oyuncu olmaması.

Kendisi de Lübnan’da bir gecekondu mahallesinde yaşayan Suriyeli mülteci olan ve kendi ismiyle filme katılan Zain, 12 yaşının çok üstünde bir performansla, profesyonel oyunculara taş çıkartmış. Bakışından, duruşuna, öfkesinden, sevgisine ve yaşadığı acımasızlıklara karşı takındığı tavırla sergilediği dev oyunculuğu ayakta alkışlanacak ölçüde. Üstelik sadece onun değil, ama 1,5 yaşındaki Boluwatife’de de kendine inanılmaz özel bir yer edinmiş filmde. Bu anlamda yönetmen Nadine Labaki’nin başarısını da es geçmemek gerekir.

Film, Zain’in ailesine dava açması ve onlarla mahkeme salonunda buluşmasıyla başlar. Ailesinden şikayetçi olma sebebini soran hâkime, o 12 yaşındaki çocuğun verdiği cevap seyircinin kulaklarında yankılanır:

“Beni dünyaya getirdikleri için!”

Daha sonra film geri dönüşlerle devam etmeye başlar. Kendi yaşından beklenmeyen bir olgunluğa sahip olan Zain, 11 yaşındaki kız kardeşi Sahar’ın ergenliğe girişi ile birlikte birkaç tavuğa karşılık gelin olarak verileceğini anlayınca onu bu alış-verişten kurtarmak için olağanüstü bir performans sergiler. Fakat maalesef onun bu yaşının çok üstündeki olgunluğu, koruma içgüdüsü tüm çabasına rağmen boşa gider ve aile Sahar’ı çocuk gelin olarak ev sahibine verir. Tüm öfkesine rağmen ailesini durduramayan Zain evden ayrılır ve sokaklarda yaşamaya başlar.

Bu süreçte tanıştığı yasal oturma belgeleri olmadığı için kaçak çalışmak zorunda olan Etiyopyalı mülteci kadın Rahil ile arkadaş olur ve işteyken bebeğine bakması karşılığında onunla kalır. Fakat kadın polis tarafından yakalanınca Zain 1,5 yaşındaki bir bebekle sokaklara geri dönmek zorunda kalır. Yürek parçalayıcı, yüksek düzeyde imkânsızlıklarla, yoksullukla dolu sahnelerin de dozu giderek artar. Tarifi de, yaşanması da imkânsızmış gibi görünen yaşadığı olağanüstü perişanlık, ardı ardına gelen gelen olaylar,  Zain’i insan üstü mücadelesinde pes etmek zorunda bırakır. Zain hiç istemediği, keder yüklü bir seçim yapar. Ülkeden ayrılmak için kendisine pasaport ayarlayacağını söyleyen adama bebeği para karşılığında verir. Fakat elindeki parayı da maalesef polislerin kilit altına aldıkları evde mahsur bırakan Zain, çareyi kendi evine dönmekte bulur.

Acı, Zain’in peşini orada da bırakmaz. Evliliğinin hemen ardından hamile kalan kız kardeşi Sahar maalesef ölmüştür. Çılgına dönen Zain eline bıçağı alarak ev sahibini yaralar ve hapishaneye düşer. Böylece hikâye başa geri döner. Filmde sadece Zain’in söylediği o ilk sözler dikkat çekmez, ama kızını kaybeden babanın da sözleri sefaletin ortasında yaşayan ya da yaşamak zorunda kalan bir adamın hikâyesi açısından sarsıcıdır.

“Onu sefaletten kurtarmak içindi. Benimle kaderine terk edilmişti. Uyumak için dar bir yatağı vardı. Kıtı kıtına yiyecek ve içecek… Yıkanamıyordu. Televizyon desen yok. Kendi kendime şöyle dedim ‘Evlendirelim, en azından yatakta uyur.’ Düzgün bir yatakta. Yorganıyla… İstediği kadar yemek yesin. Buraya varacağını bilmiyordum. Ben böyle olsun istemedim. Oğlum birini bıçakladı diye gurur mu duyuyorum sanıyorsunuz. Bu belki de benim hatam değildir, bunu düşündünüz mü? Ben de böyle doğdum, böyle yetiştirildim. Benim günahım ne? Seçme şansım olsaydı, belki hepinizden daha iyi olurdum! İnsanlar sokakta suratıma tükürüyor. Beni hayvan yerine koyuyorlar. Ben böyle olsun istemedim. ‘Çocuğun yoksa adam değilsin’ dediler bana. ‘Çocukların senin omurgan olacak.’ Direğimi yıktılar, gönlümü yıktılar. Evlendiğim güne lanet olsun. Nasıl bu sefalete atıldım ben?”

Çocuk istismarı, çocuk gelin, insan kaçakçılığı, mülteci sorunu gibi birçok konuyu içinde barındıran filmde Nadine Labaki ise kendine minik, ama önemli bir rol verir: Zain’in avukatı. Bir şekilde kurtarıcı kimliğine bürünen yönetmen, sadece filmde Zain’i kurtarıp onu İsveç’e göndermekle kalmaz, ama gerçek hayatta da Zain ve ailesinin Noveç’e yerleşmesine aracılık eder.

Nabaki filmini “bir yardım çığlığı” olarak tanımlamış. “Cehennem” olarak anılan Kefernahum’da o çığlık; yoksulluk, çaresizlik, sefalet ile sevgi, koruma ve şefkat arasından seyirciye ulaşıyor.  

Serda Ayık Sez