Basit, Gerçekten Basit Mi?

Günlük dilde ‘basit’ sözcüğünü birçok farklı şekilde ve yaygın olarak kullanırız. Bu kullanım alanlarından birisi de ilahiyat yani teolojidir. Etimolojik olarak baktığımızda “basit” kelimesi Arapça kökenli olup, düz, engelsiz, kolay, yalın anlamlarına gelen basīṭ sözcüğünden gelmektedir. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde bu kelimeye baktığımızda ise şu tanımları görmekteyiz:

  • Yapılması veya anlaşılması kolay olan, karışık olmayan, bayağı
  • Kolay
  • Süssüz, gösterişsiz
  • Bilgi ve görgüsü sınırlı olan, bayağı, görgüsüz
  • Her zaman rastlanan, özelliği olmayan, olağan.

Bugünlerde zaman zaman ‘basit’ sözcüğünün özellikle Kutsal Kitap bağlamında ve genellikle de ‘okunduğu gibi anlaşılır’ manasında kullanıldığını gözlemliyorum. Bu da açıkçası beni bir hayli düşündürüyor. Gerek post-modern düşüncenin 21. yüzyıl insanı üzerinde yarattığı etkiyi, gerekse Kutsal Kitap’ı gereğinden bir hayli fazla hafife almanın ortaya çıkarabileceği tehlikeli durumu göz ardı etme eğilimindeyiz.

Aslında bu bana üniversiteye hazırlandığım, geometri sorularını çözdüğüm zamanları hatırlatıyor. Geometride o hayali çizgi ya da dik doğruyu zihninde canlandırabilen kişiler için mevzu bahis sorular gerçekten basitti. Fakat ya o hayali çizgiyi bulamayanlar için?

Çok bilinmeyenli denklemlerde bilinmeyen sayısını ne kadar azaltırsanız, problem ya da uğraştığınız soru o kadar kolaylaşmaya başlar. Tabii buradaki altın kurallardan birisi bilinmeyen değerleri kendi istediğimiz, hissettiğimiz bir değerle değil, doğru olan tam karşılığı ile doldurmaktır.

Kutsal Kitap’ın kurtuluş mesajı bir açıdan gerçekten çok basit ve nettir: İsa Mesih’i Rab ve Kurtarıcı olarak kabul eden herkese Tanrı’nın çocuğu olma hakkı verilir. Bir başka deyişle kurtuluş mesajı herkesin anlayabileceği bir mesajdır. Bununla birlikte ilahi mesajının derinliği bir ömür boyunca devam eden kapsamlı çalışmaları aşan bir zenginliğe sahiptir. Bu yazı boyunca dile getirmeye çalıştığım mesele Kutsal Kitap kurtuluş mesajı değil bu kütüphanede var olan metinlerin doğru bir şekilde anlaşılmasının önemini vurgulamaktır.

Kutsal Kitap içerisindeki bir metni doğru bir şekilde anlayabilmek için o metin ile ilgili bilinmeyen ama bilinmesi gereken bazı noktaların ortaya konması gerekir. İşte o zaman metnin çok açık ve net olduğunu söyleyebilme hakkına sahip oluruz.

Aslında şunu da eklemek gerekir ki, çoğu zaman meseleleri çok basite indirgediğimiz için birçok problem hiç yoktan ortaya çıkmaktadır. Rhema dergisinin 5. sayısında indirgemeci yaklaşımlardan bahsederken farklı açıdan bu basite kaçma problemlerine değinmiştim.[1]

Teolojik açıdan değerlendirdiğimizde ise Kutsal Kitap’ı okurken Türkçe metne bakar ve biz nasıl anlıyorsak onun anlamı odur diye düşünürüz. Fakat meselenin bundan daha girift ve derin yapıya sahip olduğunu birkaç noktaya temas ederek açıklamak isterim.  

İlk olarak hatırlanması gereken şey elimizde olan metin bir çeviri, hatta daha çok bir meal formunda olmasıdır. Çünkü Eski Çeviriye nazaran Yeni Çeviri literal yani birebir bir çeviriden ziyade anlama dayalı bir çeviriyi yansıtmaktadır. Fakat bu yazının konusu Kutsal Kitap’ın Türkçesinin çeviri mi yoksa meal mi olduğu değildir. Burada farkında olunması gereken şey okuduğumuz Türkçe çeviri her ne kadar orijinal metne bağlı kalsa da gerek çevirmenin etkisi, gerekse Türkçenin yetersizliği gibi birçok nedenden orijinal anlamı tam olarak yansıtmıyor olabilir.[2]

Çok ‘basit’ bir örneğe bakacak olursak, İsa’nın Elçi Petrus’a üç kez sorduğu ‘Beni seviyor musun?’ sorusunu biz Türkçe metinde hep aynı şekilde okuruz.[3] Fakat Grekçe metinde ilk iki soruda sevgi sözcüğü için kullanılan kelime ‘agape’dir. Sonuncu cümlede ise İsa Mesih bu sefer ‘phileo’ sözcüğünü kullanır. Bu kimine göre çok da büyük bir farklılık yaratmıyor gibi görünse de, aslında cümleler içerisindeki anlam dünyasını daha da derinleştirmektedir.

Türkçede Kutsal Kitap olarak adlandırdığımız, Eski ve Yeni Antlaşma metinleri için kullanılan kelime ‘biblios’tur. Bu aslında birçok kitaptan oluşan bir kütüphaneye işaret eder. Bu kütüphane içerisinde ise, tarih, şiir, bilgelik literatürü, mektup, biyografi, apokaliptik gibi birçok türden kitap barındırmaktadır. Dolayısıyla metni açık ve net hale getirmek için anlaşılması gereken noktalardan birisi metnin türüdür. Apokaliptik türde yazılan bir metni tarihsel bir metin olarak ele almak (örneğin Vahiy kitabında bahsedilen ejderhaları birebir ejderha olarak anlamak gibi) hatalı sonuçlara ulaşılmasına neden olacaktır.

Bununla birlikte diğer bir önemli konu ise okunulan metnin bağlamını, tarihsel arka planını iyice incelemektir. Ferisiler ile evlilik ve boşanma konusundaki diyaloğunun ardından Mesih İsa şöyle demiştir:

“Çünkü kimisi doğuştan hadımdır, kimisi insanlar tarafından hadım edilir, kimisi de Göklerin Egemenliği uğruna kendini hadım sayar. Bunu kabul edebilen etsin!”[4]

Bazı kaynaklara göre 3.yüzyılda yaşamış İskenderiyeli Origen bu metni okuduğunda metni bire bir (literal) anlamında alarak kendisini hadım etmiştir.[5] Fakat İsa burada bir kişinin gerçek anlamda (literal olarak) kendisini hadım etmesinden mi bahsetmektedir?

Veyahut İsa’nın sağ gözün günah işlemene neden oluyorsa onu sök at sözünü ya da hardal tanesi kadar imanı olan şu dağa, ‘Buradan şuraya göç’ derseniz, göçer’ sözünü direkt olarak birebir anlamak, metni basite indirgeyerek onun toplumsal ve linguistik detaylarını doğru bir şekilde analiz etmemekten kaynaklanmaktadır. Sağ gözü günah işlemesine neden olduğu için onu söküp atan kişi, metni doğru bir şekilde anlamamakla kalmamaktadır, aslında hatalı bir şekilde kendisine de zarar vermektedir.

O zaman sorulması gereken soru; ‘basit’ olarak adlandırdığımız şeyler gerçekten basit midir?

Ünlü futbolcu Johan Cruyff’un bir sözü vardır: “Futbol basittir. Zor olan basit futbol oynamaktır.” Bu söz aslında dünyanın sayılı takımlarından birisi olan Barcelona’nın da futbol felsefesini oluşturmuştur. Cruyff’un bu düşüncesini yansıtan Barcelona’nın son yıllarda oynadığı oyna baktığımızda bizleri hayran bırakan bir sadeliğe; ama aynı zamanda zenginliğe nasıl sahip olduğunu görürüz. Basitlikteki o cazibe sadece futbolda değil bilimde de kendisini göstermektedir. Herkes ‘Her şeyin Teorisi’ olarak adlandırdıkları o basit formülü bulmak için tüm güçleriyle çabalamaktadır. Fakat aranılan o basit formül Kuantum Fiziği ve Görelilik gibi muazzam kompleksliğe sahip kuramların sahip olduğu zenginliğe sahiptir. Bu noktada bir paradoksla da karşılaşıyoruz ve yine aynı soru akıllara geliyor: basit gerçekten basit midir?

Tekrar vurgulamak gerekirse kurtuluş mesajı herkesin anlayabileceği kadar açık ve nettir. Bununla birlikte zengin bir çeşitliliğe sahip bu kütüphanedeki metinlerin bugün bizlere ne anlattığını doğru bir şekilde anlamak her zaman görüldüğü kadar basit değildir.

Aslında oturup biraz olsun düşündüğümüzde basit olarak adlandırdığımız şeylerin bizlerin bahsettiği anlamda hiç de basit olmadıklarını görürüz. Bu noktada dikkatli olmamız gerekir ki onu hafife almanın olumsuz sonuçlarını hayatlarımızda yaşamayalım.

O zaman önerim net bir şekilde şudur: Hayatımızdaki her şeyi çok ciddiye almıyorsak da en azından Kutsal Kitap’ı ciddiye alıp ona gereken özeni gösterelim ve Tanrı’nın bize öğretmek isteklerini, bizden istediklerini, hayatlarımızda uygulamamızı istediklerini hakkıyla öğrenmeyi arzulayıp öğrenelim. 

                                                                                                   Yeşua Özçelik

Dipnotlar:

[1] http://rzimturkiye.com/e-dergi/e-dergi-sonbahar-2016-sayi-1/

[2] Bu konuya değinilmesinin nedeni Türkçe çevirinin güvenilmez olduğu değildir. Türkçe çeviri her ne kadar doğru bir şekilde orijinal metni yansıtmaya çalışıyor olsa da birçok sebepten dolayı her zaman orijinal metindeki zenginliği bize sunmuyor olabilir.

[3] Yuhanna 21:15-17.

[4] Matta 19:12.

[5] John STOTT, Dağdaki Vaazın Mesajı, Haberci, s. 104.