Bilim: Modern Yegâne Kurtarıcımız Mı? (2)

Bilim Gerçekten Bizi Kurtaracak Mı?

İlk yazıda bilimin ne olduğu ve ne olmadığı meselesini ele almış ve bilimcilik görüşünün korona virüs günlerinde hangi şekillerde vücut bulup karşımıza çıktığını görmüştük. Bilimin insanın yegâne kurtarıcısı olduğu görüşü, tutarsız ve hatalı bir görüş olmasının yanı sıra, aynı zamanda uygulanabilirlik açısından da oldukça başarısız olmuş bir görüştür. Uzun zaman önce “Üç Hal Yasası” şeklindeki kuramı ile insanlık tarihini sınıflandıran ünlü Fransız sosyolog August Comte insanlığın sürekli olarak ilerlediğini iddia etmiştir. Bu teoriye göre, insan tarihsel süreçte şeylerin doğasına dair açıklamalarında mitlerden günümüz modern bilimine doğru bir ilerleme kaydetmektedir. Bir başka deyişle, insanlık gelişmekte ve daha iyiye gitmektedir. Yoksa daha iyi bir insanlık sürümü mü gelmektedir?

Bilim, erdemli insan yaratabilir mi?

Fakat 20. yüzyılda yaşanan gelişmeler iki açıdan insanlığın ilerlediğine dair bu görüşü yerle bir etmiştir. İlk olarak, insanoğlu şaşırtıcı bir teknoloji üretse de bazı şeyler hiç değişmemekte, hatta sanki daha da kötüye gitmektedir. İnsanlık tarihinde büyük teknolojik gelişmeler yaşanırken bir taraftan da büyük dünya savaşlarında insanlar diğerlerini yok etmek için (atom bombası gibi) geliştirdiği teknolojiyi kullanmış, Naziler toplama kamplarında en maliyetsiz şekilde en çok kişiyi ortadan kaldırmanın planlarını yapmıştır. Günümüzde de bilim ve teknoloji kullanımının hem olumlu hem de olumsuz örneklerini görmek mümkündür. Bilim ve teknolojinin gelişiminden hareketle insanın daha erdemli ve iyi olacağını düşünmenin yanıltıcı bir kıyaslama olduğunu ünlü İngiliz düşünür C. S. Lewis şöyle dile getirir:

Acı Sorunu Fiyatı, Taksit Seçenekleri ile Satın Al

Buna benzer olarak, ilk insanların yabani olduklarını söylediğinizde, onların ilk gereçlerinin çağdaş yabanilerin gereçlerine kıyasla daha basit ve biçimsiz olduğunu kastediyorsanız haklı olabilirsiniz. Ancak şehvet, gaddarlık ve hainlik anlamında eskilerin daha yabani olduklarını kastediyorsanız, bunun kanıtlarını bulamazsınız.[1]

C. S. Lewis böyle düşünmesinin gerekçesini ise iki sebebe dayandırırken temel savı üretilen teknoloji ile insan doğası arasında kurulan korelasyonun hatalı olmasıdır: “Buradaki bazı gereçlerin eşit derecedeki kabalığı, üreten kişilerin zekası ya da erdemi hakkında size hiçbir şey söylemez.”[2] Dolayısıyla ürettiğimiz bilim ve teknoloji bizleri ahlaki açıdan daha iyi bir hale getirmemektedir. Olsa olsa hayatımızı kolaylaştırdığı, hastalıklara belirli çözümler sunabilmesi açısından daha iyi bir durumda olduğumuz söylenebilir.[3] Buna karşın 21. yüzyıl açık ve net bir şekilde deneyimsel olarak bu korelasyonun ne kadar da hatalı olduğunu uygulamalı bir şekilde göstermiştir.

Dini inancın modası geçti mi?

İkinci olarak ise, insanlar dini inançtan vazgeçmemişlerdir. Hatta onun insan yaşamı için ne kadar gerekli olduğu dile getirilmeye başlanmıştır.[4] Yapılan bir çalışmada dünya genelinde insanların %74’ünün kendilerini dindar olarak tanımladıkları görülür.[5] Doğrusu insanoğlu günümüzde kendisine nasıl bir etiket yapıştırırsa yapıştırsın antik dönemde olduğu gibi bugün de dindarlığı devam etmekte, dini yönelimler içerisinde bulunmaktadır. İnsan kendisini tanrısız bir kişi olarak tarif etse de Tanrı inancı ile ilgili bazı uygulamaları ve varsayımları hayatında sergilemeye devam ediyor gözükmektedir.[6] Bugün dünyada gördüğümüz şey biraz bunu yansıtmaktadır.

Pensées (Dover Thrift Editions): Blaise Pascal: 9780486821504 ...

Aslında bunun basit bir açıklaması vardır. Eğer insan, Tevrat’ta belirtildiği gibi Tanrı’nın suretinde yaratıldıysa[7], o zaman onda gördüğümüz bu eğilim oldukça anlaşılırdır. Bu Fransız filozof ve bilim insanı Blaise Pascal’ın sonsuz boşluk/uçurum dediği şeydir ve o bu durumla ilgili şöyle der:

“Bu sonsuz boşluk ya da uçurum yalnızca sonsuz ve değişmeyen bir şey ile yani diğer bir deyişle Tanrı’nın kendisiyle doldurulabilir. Yalnızca Tanrı’nın kendisi bizlerin gerçek iyisidir.”[8]

Sonuç olarak, bilim doğru bir şekilde kullanıldığında insan elinde çok önemli ve güçlü bir işleve sahipken olumlu açından onun gücü insanın doğasına ve karakterine bağlıdır. Çünkü bilim kendi başına nötrdür ve sadece bir araçtır. Dolayısıyla onu kullanacak olan insanın yaklaşımı asıl hayati olan meseledir. Peki, insan etik açıdan gelişti ve daha iyi bir konuma ulaştı mı? Deneyimlediğimiz gerçeklik bu soruya olumsuz bir yanıt vermektedir. O zaman insanın ürettiği şey kendi doğası için bir çözüm olabilir mi? Bu sorunun yanıtını size bırakıyorum. Bununla birlikte insanın bir türlü dolduramadığı bir boşluk vardır ve bu boşluk bilimin doldurabileceği türden bir boşluk değildir. Tarih tekrar ve tekrar bize bunu göstermiştir. Fakat bilimin bu boşluğu dolduramıyor olması, bize onun yetersiz ve başarısız olduğunu göstermez. Sadece onun böyle bir gayesi olmadığını gösterir. O zaman insan bu boşluğu doldurmak için başka bir yere bakmalı; ancak bunu yaparken de gölgesine bakıp esas olanı ıskalamamalıdır. Bu nedenle insanın varacağı nokta, Vaiz kitabının yazarının vardığı sonuç ile benzer olacaktır:

“Toprak geldiği yere dönmeden, Ruh onu veren Tanrı’ya dönmeden, Seni yaratanı anımsa.”

Vaiz 12:7

Yazar: Yeşua Özçelik

Dipnotlar:


[1] C. S. Lewis, Acı Sorunu, Haberci, 2009, s.56

[2] A.g.e, s.57

[3] Burada bir ironi var mı emin değilim. Çünkü bilim ve teknoloji beraberinde insanın yaşam kalitesini azaltabilen durumları da beraberinde getiriyor gibi gözükmüyor mu? Hava kirliliği, küresel ısınma vs. Son günlerde dünya çapında duyduğumuz havanın temizlendiğine ilişkin haberler bu gerçekliğe işaret etmiyor mu?

Zaman zaman “110 yaşındaki Ayşe Teyze sırrını açıklıyor” şeklinde  haberler duyarız. Nasıl oluyor da bir kişi bu kadar uzun yaşayabiliyor? Hangi ilacı kullanıyor? Merak ediyoruz değil mi? Sanırım bu tür haberlerde fark edebileceğimiz şey Ayşe Teyze gibi uzun yaşayan kişilerin sırrının genelde stresli ortamdan uzak olma, doğal beslenme, hareketli bir yaşam vb. şeyler olmasıdır. Bunlar ise modern dünyanın iyice yabancılaştığı şeylerdir. Bilimsel gelişmeler ile birlikte genetiğini değiştirdiğimiz ürünlerde, Ozon tabakasını delen saldığımız gazlara kadar ilerlemiş insanlık olarak geriye gidiyoruz. Iskaladığımız şey, aslında ürettiğimiz teknolojinin birtakım yenilikler üretse de, insanın doğasına olumlu bir katkı sağlamıyor oluşudur. İnsan aynı insan olduğundan, üretilen yeni şeyler aynı zamanda dünyamızı daha da hızlı kirleten birer araca dönüşme potansiyeline sahip oluyor.

[4] Bknz. William James,

[5] Gallup International, Religion Prevails in the World, 2017, accessed 21 November 2017, in http://gallupinternational.bg/en/Publications/2017/373-Religion-prevails-in-the-world.

[6] Teistik inançtan uzaklaşan Batı’da giderek popülerleşen yeni çağ öğretileri bunun açık bir göstergesidir.

[7] Yaratılış 1:26-27.

[8] Blaise Pascal, Pensées (Mineola, NY: Dover Publications, 2003), s. 113.