Göklerdeki Babamız ve Diğer Tanrı Tasavvurları

‘Göklerdeki Babamız, Adın kutsal kılınsın…

Matta 6:9

İsa Mesih’in dağdaki ünlü vaazını okumaya başladığımızda onun kendi yetkisini ifşa eden ‘ben size diyorum ki’ şeklinde ifadeler kullandığına tanık oluruz.  Bu ifadeler bir bakıma şok edicidir. Çünkü bunlar o günün herhangi bir otoritesine dayanmamaktadır ve ayrıca söyledikleri aslında o günün otoritesine karşıt ifadeler barındırmaktadır.

Dağdaki vaazı okumaya devam ettiğimizde İsa’nın öğrencilerine nasıl dua etmeleri gerektiğini öğretmeye başladığını görürüz. İsa tarafından öğrencilerine öğretilen ve Rabbin Duası olarak adlandırılan bu dua yine çok çarpıcı bir ifade ile başlar: Göklerdeki Babamız! Bu ifade –sizi bilmem ama- benim zihnimde bir gerilim meydana getirir. Bunun nedenini ve diğer Tanrı tasavvurları ile karşılaştırıldığında ne ifade ettiğini kısaca açıklamaya çalışacağım.

Gökler ifadesini düşündüğümüzde Kutsal Kitap içerisinde fiziksel olarak gökyüzü ya da evreni işaret etmenin ötesinde daha derin bir anlam içerdiğini fark ederiz. O da Tanrı’nın yaratılışın ya da âlemin üzerinde ya da ötesinde oluşu, hâkimiyeti, egemenliği, gücü, kutsal olması gibi niteliklerini beyan etmesidir. Babamız ifadesi ise, ilişkisel bir terimdir ve kişisel bir yakınlığı ifade eder. Baba sözcüğü; sevgi ilişkisi, ihtiyaçların karşılanması, inayet ve sağlayış gibi niteliklere işaret etmektedir.

Bu iki sözcük normalde içerdikleri anlam dünyaları bakımından birbirinden uzak iki kavram gibi görünmektedir. Aslında dünya görüşlerindeki Tanrı imajına baktığımızda daha çok bu iki kavramdan birine doğru konumlandığını görürüz. Örnek vermek ve küçük bir karşılaştırma yapmak gerekirse, geçtiğimiz haftalarda çok konuşulan bir konu olan deizmdeki Tanrı konseptini ele alırsak şunu görüyoruz ki bu Tanrı uzaklarda, evrenle ilişkisi olmayan, sadece ve sadece evreni yaratıp bırakmış bir tanrının ötesine geçmemektedir. Kısacası bu Tanrı sadece uzaklarda olan erişilemeyen, bilinemeyen bir Tanrıdır. Bununla birlikte örneğin panteisttik görüşte Tanrı tasavvuru doğaya içkindir ama ondan aşkın değildir. Tanrı bize çok yakın olabilir çünkü böyle bir görüşte, o her şey olacaktır. Yani yanımızdaki masa, deniz ve hatta bizler, Tanrının parçalarıyızdır.

Bu iki tasavvur da Tanrı anlayışına ilişkin iki uç ve bence yetersiz noktayı temsil etmektedir. Deizmdeki gibi bir Tanrı anlayışı, sevgi ilişkisinden yoksundur. Yarattıkları ile ilgilenmez ve hatta onlar tarafından bilinemez de! Bu, Wittgenstein’ın konuşulamazıdır. Diğer taraftan tümüyle doğaya içkin bir Tanrı tasavvuru da sistemin dışında olmadığından doğadan bağımsız bir kişiliğe sahip değildir. Böyle bir Tanrı aşkın değildir ve değişimin bir parçasıdır.

Buna karşın Hristiyan inancındaki Tanrı anlayışı hem yarattığı şeyin dışında var olan, egemenlik süren, kadir-i mutlak olan, kutsal olan ve hiçbir şeye bağlı olmayan iken hem de kendi yarattıkları ile ilgilenen, sevgisini, inayetini ve sağlayışını gösteren bir Tanrıdır.

Tanrı hem bir babanın çocuklarına yakın olmasında olduğu gibi bize yakındır –ki İsa Mesih’te bizlere ne kadar yakın olduğunu ve bizimle ne kadar derin bir şekilde ilgilendiğini açıkça göstermiştir; hem de yaratıcı olması, kutsal olması, değişmeyen olması, tek hükümdar olması açısından bizden ayrıdır.

Göklerdeki Babamız ifadesi, uzaklığı ve yakınlığı ifade eden bu iki noktayı bir araya getirmekte ve bizlere Tanrı’nın doğasına ilişkin uygun ve tutarlı bir yanıt sunmaktadır. Bu sadece Rabbin duasının başlangıcında kalmamakta, Tanrı’nın doğasına ilişkin bu anlayış duanın bütününde yansıtılmaktadır:

 

Göklerdeki Babamız,

Adın kutsal kılınsın.

Egemenliğin gelsin.

Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de Senin istediğin olsun.

Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.

Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi,

Sen de bizim suçlarımızı bağışla.

Ayartılmamıza izin verme. Bizi kötü olandan kurtar.

Çünkü egemenlik, güç ve yücelik Sonsuzlara dek senindir!

Amin.

 

Matta 6:9-13