Hakkı Olana Hakkını Verin

İş yaşamı hayatımızın büyük bir bölümünü kapsayan bir alanı oluştururken, aynı şekilde zaman içinde iş arkadaşlarımız da ailemizden çok daha fazla görüp, birlikte olduğumuz insanlar haline gelirler. Bu anlamda paylaşımlar ve yaşanmışlıklar açısından ortak bir zeminde olmak onları özel bir yere koyar. Onlarla olan iletişimimiz, yeri gelince fedakarlığı, yeri gelince çalışma içi zor zamanlarda birbirine destek olmayı; ama aynı zamanda olası rekabetle karşı karşıya gelmeyi de gerektirecektir. Meşgul olduğumuz işlerimiz de bazen tamamen mecbur kaldığımız için kabul ettiğimiz minik fırsatlardır ki, bazen onlar da severek yaptığımız işler haline dönüşebilir. En yalın haliyle işlerimiz aracılığıyla sevdiğimiz şeylerle ilgilenerek, dolaylı olarak mutlu olabileceğimiz kaynağı da bulmuş oluruz. Bazen de bu iş fırsatları gerçekten aşkla yaptığımız ve kendimizi en iyi şekilde ifade edebildiğimiz büyük armağanlar olarak karşımıza çıkar.

Her iki anlamda da emeklerimizin karşılığında hayatımızı düzgün bir şekilde idame ettirecek maddi desteği ve saygıyı beklemek de en doğal hakkımızdır. Bir fabrikada 7,5 saat günlük çalışmanın ardından 12 saatlik mesai için mecbur bırakılmak, ayda 45 saatin üzerindeki mesailerin çalışanın inisiyatifine kalması gerekirken, bu hakkını kullanmak isteyen işçinin işten çıkarılacaklar sıralamasında birinci sıraya yükselmesi, yapılan haksızlıklar açısından dikkat çekicidir. İş yerini sahiplenip, işi kendi işi olarak kabul eden işçisini, daha ne kadar çok faydalanabilirim düşüncesiyle işçinin sorumluluğunda olmayan işleri de ona yükleyen ve kendini her durumda haklı gören patronların varlığı da bir başka sancılı durumdur. Her durumda daha fazla emek ve az maaş bakış açısı, bir süre sonra öyle bir boyuta gelir ki, çalışan da gerçekte hak ettiği değeri ve bu öğrenilmiş çaresizlikle başka bir iş yerinde, daha iyi şartlarda kendine iyi bir gelecek göremez hale gelir. Böylece hem öz saygısını, hem de öz güvenini kaybeder.

Yeni Antlaşmada 1.Timoteos 5:18 de Eski Antlaşmadan yapılan bir alıntı vardır. “Harman döven öküzün ağzını bağlamayacaksın (Yasanın Tekrarı 25:4).İşçi ücretini hak eder.” Pavlus bu alıntı ile bu bölümde kilisede hizmet eden kişilerin hizmetlerinin karşılığını hem maddi ve hem de manevi olarak almaları gerektiğine vurgu yapar. Kilise ihtiyarları (görevlileri) Tanrı halkını gözettikleri gibi, halk da onların hayatlarını devam ettirecek maddi desteği sağlamak ve hak ettikleri saygıyı onlara sunmakla yükümlüdür. Bu anlamda Yasanın Tekrarı 25:4 de geçen bu ayetler, bize emek veren hayvanlara karşı olan sorumluluğumuz yanında, insana göstermemiz gereken saygının ve değerin ne kadar daha büyük bir öneme sahip olduğu ve Tanrı’nın bu emeğe gösterdiği özen konusunda uyarıcıdır.

Romalılar 13:7 de “hakkı olana hakkını verin” ayetleri hem bizim başkalarına karşı taşıdığımız maddi ve manevi sorumluluklarımızı bize hatırlatırken, aynı zamanda bize karşı borçlu olan kişilerin de sınırını ve sorumluluğunu da net bir şekilde çizmektedir. Bağlı olduğumuz kişilere Tanrı’ya hizmet eder gibi hizmet etmemiz bir yanda, onların da bizlere gereken değeri ve önemi gösterme sorumlulukları da aynı oranda fazladır.

Aslında bu hak, insan elinde paramparça edilmiş bir oyuncak haline dönüşmüş olsa da, gerçek adalet, hak, saygı ve değerin bir gün en doğru yerde, en doğru şekilde, yeniden eski düzenine kavuşacağı ve bunun sadece Tanrı ile mümkün olacağı gerçeği bizler için ümit ve sevinç kaynağıdır. Sorumluluğumuz, bu dünyadayken Tanrının özen gösterdiği ayrıntılara, elimizden geldiği kadar özen göstermeye dikkat etmektir.

Serda Ayık SEZ