İklim Değişikliği, Dünyanın Sonu ve Yargı Günü

Geçtiğimiz günlerde ABD başkanı Donald Trump’ın İklim Değişikliği Antlaşması’ndan çekilme kararı alması haklı olarak çok büyük tepki toplamıştı. Bu haberden aylar öncesinde ise ünlü bilim insanı Stephen Hawking “İklim değişikliği, yavaş yavaş Dünya’da yaşamın sonunu getirecek. Yaşanacak başka bir gezegen bulamamamız halinde insanoğlunun, narin gezegenimizde bin yıl daha ayakta kalabileceğini sanmıyorum” şeklinde bir açıklamada bulunmuştu.

İklim Değişikliği konusunda Hawking’in açıklamalarının ardından ise Answers in Genesis’in kurucusu ve başkanı Ken Ham’in bir paylaşımı dikkatimi çekti. Ken Ham şöyle diyordu paylaşımında:

“Stephen Hawking için bir mesaj: İnsan, iklim değişikliği ile dünyayı yok etmeyecek. Tanrı ateş ile son yargı gününde dünyayı yok edecek.

Hawking dünyanın nasıl son bulacağı konusunda %100 yanılıyor. Tanrı’nın Sözü %100 doğrudur. Tanrı iş başındadır, insan değil.”

Ken Ham’in mesajının teolojik arka planını tartışmayacağım. Tabii ki Tanrı iş başındadır. Her şeyin üzerinde egemendir. Güçlü sözüyle her şeyi devam ettirir.  Burada kısaca üzerinde durmak istediğim şey Ken Ham’in (ve onun gibi düşünenlerin) Tanrı’nın eylemlerinden anladığı kanı ile ilgili olacaktır.

Hem bu paylaşımında hem de başka paylaşımlarından –özellikle dünyanın yaratılışı ve mucizeler ile ilgili düşüncelerinden- anlaşılmaktadır ki Ken Ham Tanrı’nın eylemlerini, mucizelerini ve evren ile ilişkisini salt bir aykırılık düşüncesi üzerine kurmaktadır. Yani bu düşünce yapısına göre, eğer biz Big Bang gibi bir model ile evrenin nasıl varlığa geldiğini açıklayabilirsek, bu doğal bir açıklama olacağından asla kabul edilemez. Çünkü evren Tanrı tarafından doğaüstü bir şekilde yaratılmıştır. Başka bir açıklamayı ele alırsak mucizeler açıklanamaz, doğaüstü ve doğa yasalarına aykırı olaylar olarak görülür. Yukarıda yaptığı açıklama da buna benzer bir görüş içermekte ve dünyanın sonunun doğal bir şekilde belirtilen iklim değişikliği senaryosu ile değil, Tanrı’nın doğal bir şekilde açıklanamayan yargısı ile son bulacağını ifade etmektedir.

Bu tür açıklamalarda gözden kaçırılan bazı önemli noktalar vardır. Birincisi, Tanrı’nın bir eylemin faili olması o olayın doğal bir şekilde açıklanamayacağı anlamına gelmemektedir. Çünkü bir açıklama şekli olarak bir olayın nasıl meydana geldiğini izah etmekle, neden meydana geldiğini izah etmek arasında fark vardır. Örneğin, İsrail halkının Kızıl Denizi’nden, daha doğru bir ifadeyle Kamış Denizi’nden geçişi günümüzde uzmanlar tarafından çeşitli simülasyon teknikleri ile canlandırılabilmekte ve suyun nasıl ikiye ayrıldığının doğal bir açıklaması yapılabilmektedir. Ken Ham’in yaptığı açıklama ile böyle bir durumu karşılaştırdığımızda –maalesef- Tanrı’nın bu olayın nedeni ya da faili olmadığı sonucuna varmak zorunda kalırız.

İkinci olarak, Kutsal Kitap’a baktığımızda Tanrı’nın eylemlerinin insanın eylemleri ile de uyumlu bir şekilde hareket edebildiği durumları da görüyoruz. Başka bir ifadeyle, insanların ya da toplulukların eylemlerinin Tanrı’nın tasarısı ve amacı için birer araç oldukları da görülmektedir. Örneğin, Tanrı bir kavmi cezalandıracağı zaman bunu direkt olarak bir halkı cezalandırarak yapmakla birlikte (ki burada yine ateş ve kükürt gibi bazı araçlar kullandığını görüyoruz) başka bir halk aracılığıyla da yargısını gönderebilmektedir. Sanırım ne demek istediğimi anlıyorsunuz. Bir olayın doğal bir açıklamasının bulunması onun doğaüstü bir failinin olmadığını göstermez. Bu nedenle böyle bir ikilem oluşturulması hatalı ikilem yanlışını doğurmaktadır.

Ken Ham’in açıklamalarına yeniden dönersek şunu söylemenin çok yanlış olmayacağını düşünüyorum. Tanrı dünyayı kendi sözlerinde dediği gibi yargılayabilir (ki Kutsal Kitap bu konuda yok etmekten çok yenileme vurgusu yapar) ve aynı zamanda bunun ‘iklim değişikliği’ gibi doğal bir açıklaması da olabilir. Bununla birlikte Tanrı dünyayı yargılarken bizim bencil ve saçma arzularımızın sebep olduğu sonuçları da araç olarak kullanabilir. Bu durum onun gücüne ya da hâkimiyetine bir noksanlık getirmez. O kendi sözlerinde de belirttiği gibi her şeyin üzerinde egemenlik süren Tanrı’dır.

Kısacası ‘ya Hawking doğru olabilir ya da Kutsal Kitap’ demek beraberinde bazı naturalist (doğalcı) bilim adamlarının yaptığına benzer bir şekilde insanları hatalı bir ikileme doğru sürüklemektedir. Bu ikisinin birbirini dışlaması mantıksal açıdan zorunlu değildir. Dolayısıyla belki de Ken Ham yanılıyordur? Belki de…

                                                                                                      Yeşua Özçelik