Mesih ve Bedenler

Kısa zaman önce yakın arkadaşımın başından geçen ve duyduğumda beni de derin derin düşündüren bir konuşmadan bahsetmek istiyorum.

Bu konuşmada arkadaşımın kendi düşüncelerini sorgulamasına sebep olan kelime, bir sorunun içinde gizliydi. Bu soru ona ilk sorulduğunda biraz hazırlıksız yakalanmıştı. Arkadaşım inancına dair teolojisini açıklamaya ve savunmaya oldukça alışıktı, fakat bu durum farklıydı. Biriyle eski korkuları hakkında konuşuyor ve ona, korkularını geride bırakmasına büyük ölçüde yardımcı olan şeyin, tüm bunların ötesindeki bir dünyaya olan umudundan kaynakladığını söylüyordu. Fakat arkadaşının buna karşılık sorduğu soru, onu kendini pek yükseklerde gördüğü yerden birdenbire aşağıya indirdi. Soru şuydu: “Teolojinizde bedenin yeri nedir? Tanrı şu anda fiziksel var oluşunla sana nasıl konuşuyor?” Arkadaşım sarsılmıştı ve buna nasıl yanıt verebileceğini bilmiyordu.

Fiziksel dünya, ruhsal dünyanın sık sık üzerinde düşündüğü bir alan değildir. Mesih’in etiyle, kanıyla, kasları ve kemikleriyle dirilip aramıza gelmiş olmasının anlamı nedir? O’nun yaşamış, nefes almış, ölmüş ve bir beden olarak diriltilmiş olmasının anlamı nedir? Belki de daha önemlisi, diriltilmiş olan Mesih’in bugün, bedeni olan bir varlık olarak cenette, Baba’nın sağ yanında oturuyor olmasının anlamı nedir? Mesih’in yaralanmış ve sonrasında göklere alınmış bedeniyle, bizim bedenlerimiz arasındaki ilişki nedir?

Ruhsal ve fiziksel olanın, cennet ve dünyanın, şu anla geleceğin modern ayrışması bu soruları düşünmemizi zorunlu hale getirmiştir. Fakat Hristiyanlara verilen vaat, Mesih’in ta kendisiyle yeniden buluşmaktan başka bir şey değildir. İnançla ve Kutsal Ruh aracılığıyla, çarmıha gerilen, mezara giren ve şu anda cennette olan bedenle biriz. Bizler tamamen canlı ve fiziksel bir bedenle bütünleşmiş haldeyiz. 1.Korintiler’de şöyle yazar: “Ölüm bir insan aracılığıyla geldiğine göre, ölümden diriliş de bir insan aracılığıyla gelir. Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşama kavuşacak.” (1. Korintliler 15:21-22)

Kutsal Kitap’ta tasvir edilen kurtuluş ve bereketleme, bu inancın hem savunucuları, hem eleştirenleri için oldukça  “dünyevi” bir anlayıştır. Bizler Hristiyanlığı ister özelleştirilmiş, yüceltilmiş, ister ilgisiz ya da diğer dünyaya ait bir din olarak görelim, Hristiyanlık kaçınılmaz biçimde hem bir Kral, hem de bu kralın egemenlik sürdüğü krallıkla şimdi ve burada, günlük hayatın ellerimizi kirleten olaylarının içinde onunla karşılamamızı ve bunu deneyimlememizi isteyen bir inançtır.

Kutsal Kitap’taki fiziksel bir olay, Elçilerin İşleri kitabında Mesih’in öğrencileri arasında yeniden dirilmesini anlatır: “ İsa, ölüm acısını çektikten sonra birçok inandırıcı kanıtlarla elçilere dirilmiş olduğunu gösterdir. Kırk gün süreyle onlara görünerek Tanrı’nın Egemenliği hakkında konuşur. Kendileriyle birlikteyken onlara şu buyruğu verir: “Yeruşalim’den ayrılmayın, Baba’nın verdiği ve benden duyduğunuz sözün gerçekleşmesini bekleyin.’” (Elçilerin İşleri 1:3-4) Beyaz giysiler içinde iki adamın gelip öğrencilerin bu kendinden geçmiş ruh halini bozduğunda sordukları soru, en az arkadaşımı şaşkınlığa sürükleyen soru kadar canalıcıdır: “… neden göğe bakıp duruyorsunuz? Aranızdan göğe alınan İsa göğe çıktığını nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir.” (Elçilerin İşleri 1:11)

Mesih’in bir bedene bürünerek dünyaya gelmesi, bedeninin yaralanması ve şu anda, yeniden aramıza gelip tüm gözlerdeki yaşları silinceye kadar cennette gerçek ve yaşayan bir beden olarak bulunması, küçümsenecek bir vaat değildir. O’nun bizi yönelttiği amaç, bizi dönüştürdüğü biçim ve bizim adımıza savunduğu hakikat bu gerçeğin ta kendisidir. Mesih’le birlikteliğimiz ve Kutsal Üçlüyle birliğimiz hayatlarımıza ilahi bir boyut katar ve bu, bizlerin şu anda ve burada gerçek bedenlerle, etrafımızdaki dünyaya ve hayata adapte olmamıza yardım eden şeyin de ta kendisidir.

Başka bir zaman ya da mekândaki bir özne olarak Tanrı, bizim fiziksel varlığımıza nasıl konuşabilir? Diriliş’in fiziksel şokundan, Kutsal Ruh’un Pentikost günü verdiği armağanlara kadar geçen haftalar içinde, Mesih’in diriltilmiş bir bedenle dünyada, aramızda yürüdüğünü, Tomas’ın elini, hala fiziksel acının izlerini taşıyan yara izlerine dokunmak için davet ettiğini, sevdiği kişilerle bir yemeği paylaştıktan sonra tamamen bir insan olarak göğe yükseltildiğini ve Kutsal Ruh’u aramızda yaşamak üzere gönderdiğini düşünün. Şu anda bizim savunucumuz olarak Baba’nın sağ yanında oturan, sizin bedeniniz için kendi bedenini sunan ve göksel egemenliğe fiziksel olarak şu anda yaklaşmanız için sizi çağıran Mesih’in bedenini düşünün…

Hristiyan inancının fiziksel dünyayla ilgilenip ilgilenmediği sorusunun yanıtı Mesih’in dirilen bedeni kadar apaçıktır. Bu inancın temelinde yer alan İsa’nın diriliş gerçeği ve sonrasında öğrencilerine kanıtladığı bedeninin fiziksel bir olay olduğunu ve bu dünyaya ait olduğunu göz ardı edemeyiz. Tanrı’nın bizim aramıza gelerek hem bu dünyaya hem de sonsuz dünyaya verdiği önem, hakimiyetinin her iki dünyayı da kapsaması gündelik tüm kararlarımızı ve değerlerimizi etkilemeye devam eder.

Yazı: Jill Carattini & Senem Ekener.