Nasıl Bileceğim?

Zaman zaman içinde boğulduğumuz kaygılarımızda, kendi iç odalarımıza çekilip dua ederken, önümüzü göremez halde ellerimizi Tanrı’ya kaldırırken, sonucun iyi olacağına dair bir garanti isteriz. Bu garantinin bize verileceği güvencesi ancak o derin karanlıkta nefes almamızı sağlar ya da en azından biz öyle düşünürüz. Kutsal Kitap’ta vaadin kendisi çok açık bir şekilde de olsa, Tanrı’nın kendisi tarafından da verilmiş olsa, hala kendini garantiye almak isteyen bir adamın hikayesini okuruz. Avram’ın hikayesini…

Bundan sonra RAB bir görümde Avram’a, “Korkma, Avram” diye seslendi, “Senin kalkanın benim. Ödülün çok büyük olacak.” Avram, “Ey Egemen RAB, bana ne vereceksin?” dedi, “Çocuk sahibi olamadım. Evim Şamlı Eliezer’e kalacak. Bana çocuk vermediğin için evimdeki bir uşak mirasçım olacak.” RAB yine seslendi: “O mirasçın olmayacak, öz çocuğun mirasçın olacak.” Sonra Avram’ı dışarı çıkararak, “Göklere bak” dedi, “Yıldızları sayabilir misin? İşte, soyun o kadar çok olacak.” Avram RAB’be iman etti, RAB bunu ona doğruluk saydı. Tanrı Avram’a, “Bu toprakları sana miras olarak vermek için Kildaniler’in* Ur Kenti’nden seni çıkaran RAB benim” dedi. Avram, “Ey Egemen RAB, bu toprakları miras alacağımı nasıl bileceğim?” diye sordu. RAB, “Bana bir düve, bir keçi, bir de koç getir” dedi, “Hepsi üçer yaşında olsun. Bir de kumruyla güvercin yavrusu getir.” Avram hepsini getirdi, ortadan kesip parçaları birbirine karşı dizdi. Yalnız kuşları kesmedi. Leşlerin üzerine konan yırtıcı kuşları kovdu. Güneş batarken Avram derin bir uykuya daldı. Üzerine dehşet verici zifiri bir karanlık çöktü. RAB Avram’a şöyle dedi: “Şunu iyi bil ki, senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl kölelik edip baskı görecek. Ama soyuna kölelik yaptıran ulusu cezalandıracağım. Sonra soyun oradan büyük mal varlığıyla çıkacak. Sen de esenlik içinde atalarına kavuşacaksın. İleri yaşta ölüp gömüleceksin. Soyunun dördüncü kuşağı buraya geri dönecek. Çünkü Amorlular’ın yaptığı kötülükler henüz doruğa varmadı.” Güneş batıp karanlık çökünce, dumanlı bir mangalla alevli bir meşale göründü ve kesilen hayvan parçalarının arasından geçti. O gün RAB Avram’la antlaşma yaparak ona şöyle dedi: “Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları -Ken, Keniz, Kadmon, Hitit*, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını- senin soyuna vereceğim.”  Yaratılış 15:1-18

Bu ayetlerde Avram (İbrahim) ile Tanrı’nın yaptığı bir konuşmaya şahit oluruz. Bizleri etkisi altına alan şey Tanrı’nın Avram’a verdiği vaadin içeriğinden ziyade, bu vaadin olacağını garanti eden onama şeklidir. Eski Ortadoğu’da toprak alınıp verilirken yapılan kraliyet anlaşmalar, tarafların karşılıklı olarak, kesilen hayvanların arasından geçmesi ile gerçekleşen bir onamayla tamamlanırdı. Tam bu noktada dikkatimizi çeken şey ise Tanrı’nın Avram için sadece tek taraflı (sadece Kendisi tarafından) yaptığı onamadır. Tanrı olarak verdiği vaadin olacağına dair sözünü, Avram’ın beklentisi doğrultusunda perçinlemiştir. Kendi tanrısal yetkinliğini öne sürmekten ziyade, onun yüreğini rahatlatmayı seçmiş ve yine bizzat kendisi anlaşmayı mühürleyerek vaadin gerçekleşeceğini garanti etmiştir. Aslında Tanrı’ya baktığımızda, O’nun sevgisine, adaletine, fedakarlığına baktığımızda alçak gönüllülüğünü görürüz. En somut şekilde çarmıh bizi buna ikna eder ve bu sevgi, fedakarlık, alçakgönüllülük içinde “anlayış” dolu bir yüreğin varlığını buluruz.

Bizler eleştirilerimizde bonkör, teşviğimizde cimriyken, kendimiz için sunabilecek sonsuz bahanelerimizi saklı tutup, bize sunulan gerekçelere duvarlar örerken, olaylara kendi çıkarlarımız doğrultusunda şekil verip, gerçeğe sırtımızı dönerken, hep çok yoğun, hep çok yorgun, hep çok anlaşılmamışken, hep haklı; ama hep haksızlıklarla boğuşurken bu anlayışı “komşumuza” nasıl göstereceğiz?

Tanrı’nın benzersiz bir örnek daha oluşturduğu bu ayetleri düşünmek, önce kendimiz için Tanrı’nın vaatlerinin yerine geleceğine dair güvencemizi yenilemek, aynı zamanda bu ayetler arasında duran  “anlayışı” aynı şekilde komşumuza da sunabilmek için değişmeyi dilemek adına elimizde önemli ve yetkin bir hazinedir.

Serda Ayık SEZ