Neden Doğal Afetler Var?

Dünyanın farklı yerlerinde her yıl onlarca büyük deprem yaşanıyor. Bunlardan bir tanesi de geçtiğimiz günlerde yanı başımızda, Süleymaniye’de oldu. Meydana gelen her büyük depremde Kocaeli depremini yaşayan çoğu kişinin aklına gelen ilk şey ‘Orada kimse var mı?’ sorusundan sonra ortaya çıkan sonuçtur. Çoğu zaman acı ve kederle kaplıdır. Kimi zaman ise sonuç, soruya karşılık derinlerden gelen yardım sesleri ile sevince dönüşür. Çünkü bir kişinin daha kurtulabilmesi söz konusudur. Bu sadece depremlerde değil, kasırgalar, tsunamiler ve benzeri tüm doğal afetlerde de görülür. Bu doğal afetler insan hayatında derin izler bırakmakta ve aynı zamanda ‘neden’ sorusuna yol açmaktadır. Neden bu dünyada bu kadar acı ve kötülük var? Ölümlere, sakatlıklara, psikolojik yaralara neden olan böylesi felaketlerin sorumlusu kim? İyi ve sevgi dolu bir Tanrı böylesi devasa doğa olaylarının -doğal afetlerin- sonucu olan doğal kötülüklere nasıl izin verir?

Kötülük problemi mevzu bahis olduğunda genelde ‘Ahlaki Kötülük’ ve ‘Doğal Kötülük’ olmak üzere bir ayrıma gidilir. Ahlaki kötülük, bir insan eyleminin sonucundan kaynaklanan kötülük iken, doğal kötülük ise doğa olayları tarafından meydana gelen kötülük olarak adlandırılmaktadır. Ülkemizde doğal kötülüğe örnek olarak deprem gösterilebilir. Klasik bir deyiş haline gelen ‘Deprem öldürmez bina öldürür’ sözü buna işaret etmektedir.

Kilise tarihinde kötülük problemine karşı yapılan savunmaların bir ayağı özgür iradeye dayanmakta ve bu isimle (özgür irade savunması) adlandırılmaktadır. Ahlaki kötülüğü özgür irade savunması ile açıklamak nispeten daha kolaydır fakat konu doğal kötülük olduğunda Avustralyalı ünlü filozof Peter Singer’ın ‘Özgür irade sadece kısıtlı bir açıklama sunar. Hayvan acıları ve doğal afetleri açıklamaz.’ itirazında olduğu gibi daha karmaşık bir hal almaya başlar.[1] Bu tür bir argüman Amerikalı ilahiyatçı  Bart Ehrman’ın “God’s Problem: How the Bible Fails to Answer Our Most Important Question—Why We Suffer” kitabında da görülmektedir. Bu da bizi kaçınılmaz olarak ‘Neden doğal afetler var?’ sorusunu sormaya zorlamaktadır.

Neden Doğal Afetler (Doğal Kötülük) var?

Hristiyan inancı perspektifinden bu soruya verilebilecek yanıtlar dünyanın başlangıçtaki yaratılış durumuna dayalı olarak iki ana düşünce altında değerlendirilebilir. Bunlardan birisi Tanrı’nın yaratılışının çok iyi olmasına ve sonrasında yaşanan gelişmelere (Meleklerin düşüşü ya da Âdem’in günahı ile gelen düşüşe) vurgu yaparak, doğal afetlerin yaratılıştan sonra günaha düşüşün bir yan ürünü olarak ortaya çıktığını ve orijinal halinde böyle bir durumun söz konusu olmadığını söyler. Bu açıdan bakıldığında Tanrı’nın iyi ve her şeye kadir olma sıfatlarına sahip olmakla birlikte, doğal kötülüğün nedeni olmadığı görülmektedir.[2] Aynı zamanda böylesi bir kötülüğün nedeni yine bir şekilde özgür irade ile açıklanmaya ya da temellendirilmeye çalışılır.

Bir başka yanıt ise, dünyanın herhangi bir farklılaşma yaşamadığını ve Tanrı tarafından bu şekilde yaratıldığını belirtir. Peki, o zaman bu pencereden doğal kötülük nasıl açıklanabilir? Tanrı doğal afetler içeren böyle bir dünya yaratıp aynı zamanda nasıl hem iyi hem de her şeye kadir olabilir?

Bu noktada verilebilecek yanıtlardan birisi Peter Singer’ın ‘özgür iradenin doğal afetler konusunda bir açıklama olamayacağı görüşünün’ hatalı bir şekilde kurgulanmış, kusurlu bir görüş olması şeklinde olacaktır.

Ünlü İngiliz düşünür C. S. Lewis “Acı Sorunu” adlı kitabında Tanrı’nın özgür iradeli bireyler yaratması için gerekli olan ortam koşullarını da sağlamış olması gerektiğinden bahseder. C.S. Lewis’e göre özgür iradenin ve öz bilincin var olabilmesi için herkese eşit mesafeli olacak bir ortama ihtiyaç duyulur. Maddenin tarafsız bir saha olabilmesi için kendisine ait sabit bir doğası olmalıdır. İşte bu, doğa kanunlarının var olduğu bir ortam ile açıkça uyumlu bir durumdur. C. S. Lewis kitabında şöyle der:

Eğer maddenin sabit bir doğası varsa ve bazı süregelen yasalara uyuyorsa, maddenin bütün durumları herhangi bir kişinin arzuları ile tümüyle uyumlu olmayacaktır. Su yaşam için zaruri ve temel ihtiyaç iken insanın havasız kalıp boğulmasına neden olabilir. Dolayısıyla mükemmel bir dünya bile, belli ki bu amaçla tasarlanmış olan sinirlerimizdeki acı iletkenlerinin ilettiği tehlike işaretlerini gerekli kılacaktır.[3]

Bununla birlikte canlı yaşamının (özgür iradeli bireyler) ortaya çıkabilmesi için belirli yaşam koşullarının sağlanması gereklidir. Paleontolog Peter D. Ward ve Astronom Donald Brownlee, 2003’te yayınladıkları “Rare Earth” isimli kitaplarında gezegenimizde yaşam için gerekli olan sayısız koşulun izini sürerler.

Ward ve Brownlee doğal afetlere neden olan deprem, tsunami, volkan patlamalarının jeolojide plaka tektoniği ile açıklandığını ve plaka tektoniğinin de yaşamın ortaya çıkabilmesi için gerekli koşulları sağlayan bir sistem olarak var olması gerektiğini ifade ederler. Böylesi bir jeolojik özellik olmaksızın büyük sıra dağların ya da kıtaların oluşmasının imkânsız olacağını dile getirirken, bu sistemin besin döngüsü için zaruri olduğunu vurgularlar.[4] Plaka tektoniği, yüksek düzeyde küresel biyolojik çeşitliliği destekler. Atmosferimizdeki karbondioksit hacmini düzenli olmasında hayati olan kimyasalları yeniden işleme sokarak gezegenimizin küresel ısı denetimini sağlar. Dolayısıyla bu 4 milyar yıldan daha uzun süredir yeryüzünde sıvı halde suyun kalmasına olanak sağlayan yegâne en önemli mekanizmadır. Bu hareket olmaksızın yeryüzünde su ortadan kalkacak ve yaşam imkânsız hale gelecektir.[5]

Yaşam için hayati bir öneme sahip olması dışında özgür irade ile ilişkili bir başka nokta ise şöyle ifade edilebilir. Doğal kötülükteki kötülük, insan merkezli bir tanımlama ile kötülükle ilişkilendirilir. Bir başka deyişle, depremler, tsunamiler, kasırgalar, insan ile ilişkili olarak değerlendirildiklerinde kötü olarak nitelendirilmektedirler. Bu da daha çok insan ölümleri ve yaralanmaları temelinde dile getirilmektedir. Ölümü ele alarak ölümün insan yaşamında nasıl ortaya çıktığını sorduğumuzda Kutsal Kitap’ın bize verdiği yanıt yine özgür irade ile ilişkili olacaktır:

Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi. Kutsal Yasa’dan önce de dünyada günah vardı; ama yasa olmayınca günahın hesabı tutulmaz. Oysa ölüm Adem’den Musa’ya dek, gelecek Kişi’nin örneği olan Adem’in suçuna benzer bir günah işlememiş olanlar üzerinde de egemendi. 

Romalılar 5:12-14

 

                                                                                                 

 

Dipnotlar:

[1] Peter Singer ve John Hare, Ed. Dallas Willard, A Place For Truth, IVP Books, s. 169-195.

[2] Bu görüş tekdüzeliği reddeder ve yaratılıştan sonra yaşanan katastrofik olayların bu tekdüzeliğin seyrini değiştiren anomalilere neden olduğunu belirtir.

[3] C. S. Lewis, Acı Sorunu, Haberci, s. 15-24.

[4] Peter D. Ward ve Donald Brownlee, Rare Earth, Springer, 2003, s. 194.

[5] http://www.reasons.org/rtb-101/naturaldisasters