Neredesin?

Dr. Ravi Zacharias Türkiye’yi ziyaretlerinden birinde verdiği “Tanrı İyiyse Kötülük Neden Var” başlıklı konferansında İncil’den aldığı bir örneği şöyle açıklar:

“İsa Lazar’ın ölümüne ağladı. Üstelik biraz sonra onu dirilteceğini bildiği halde ağladı. Çünkü ayrılık acısının ne demek olduğunu biliyordu.”

Yuhanna 11:35’de “İsa ağladı.” ayeti İncil’in en kısa cümlesi olarak geçer ve İsa en yakın dostunun ölümüne ağlamaktadır.

Yas tutmanın olağan hali, sevdiği kişiyi bir daha göremeyecek olmanın derin kederi, insan hayatında yarattığı derin boşlukla mücadelesindedir. Bu mücadele elbette kişiye, duruma göre değişse de genel olarak benzer süreçlerden geçtiği tespit edilmiştir. Yasın evreleri olarak tanımlanan bu durumda; kaybedilen kişiye duyulan öfke, artık o kişinin hayatta olmadığını kabul edememe, bazen de tıpkı bir mezmur yazarı gibi Tanrı’ya yönelik feryat ve yakarışla şekillenebilir.

Neden bunları yaşamak zorundayım? (Neredesin?)

Neden kötülüğe bir son vermiyorsun? (Neredesin?)

Neden ölümün önüne geçip kötü olanı olduğu yerde durdurmuyorsun? (Neredesin? Nerede…?)

Sığınacak tek güvenli yerin de ayaklarınızın altından kayıp gitmesini izlemek gibidir her şey. Gündüz görülen kabus, gece başa çıkılmaz bir kara basana dönüşür. Fakat asıl kabus Tanrı için olur. Özenle, sevgiyle, kusursuz bir şekilde tasarladığı dünyayı kendi elleriyle mahveden insanın yaptığı ihanetle baş başa kalır. Aslında Tanrı, daha ilk başta bu soruyu sevgili dostuna, üstelik derin bir kederle sorar:

“RAB Tanrı Adem’e, “Neredesin?” diye seslendi.” Yaratılış 3:9

Adem her ne kadar fiziksel çıplaklığının artık farkına varmış olsa da, aslında ruhu çırılçıplaktır ve Tanrı’nın ona verdiği en değerli kutsallık elbisesini üzerinden çekip çıkarmıştır. Yaşamlarımızda bazı yanlışlarımızdan dönsek de öyle yanlışlar vardır ki, etkisi bazen hayatımız boyunca devam eder ve onun için bedel ödemek süreklilik kazanır. Bu anlamda Adem ve Havva’nın yaptıkları seçim, tüm insanlığın ve dünyanın üzerinde derin ve ağır bir gölge olmuştur: Ölüm! Fakat Rab ölümle bir şekilde barışmamız için bir yol göstermez, bizi ölüme alıştıran bir yöntem de sunmaz. Philip Yancey’in “Acı Çekilirken Tanrı Nerede” kitabındaki sözleri gibi bambaşka bir çözümle karışımızda durur.

“Hristiyan imanı ölümle uzlaşmamız için bize esenlikli bir yol sunmaz. Hayır, bunun yerine, ölümün üstesinden gelmenin yolunu sunar. Mesih, Yaşam demektir ve O’nun dirilişi, Tanrı’nın, ölümle sonuçlanan bir “yaşam döngüsünden” hoşnut olmadığının inandırıcı kanıtıdır. O, bu döngüyü kırmak için her şeye başvuracaktır – her şeye başvurmuştur da.” (s.273)

İşte bu dünyada tekrar tekrar hatırlamamız gereken şey Mesih’in kırdığı bu döngüdür. Bu döngünün bize verdiği umut, dayanma gücüdür. Bu yeterlilik kendi gücümüze dönmeyi değil, Tanrı’ya teslim olmayı getirir.

“Acılar bazen yaratığın kendine yeterliliğini parçaladığı gibi, büyük denemeler ve özveriler de, gerçekten onda olması gereken kendine yeterliliği öğretir. Çünkü o zaman, kendisine Gökten verilen gücü keşfeder. Tüm doğal güdülerden ve destekten yoksun kaldığında, başvurabileceği tek kaynağın bu güç olduğunu ve bu güce kavuşmanın tek yolunun da iradesini Tanrı’ya teslim etmekten geçtiğini anlar. İnsan iradesi tümüyle Tanrı’ya sunulduğunda bizim olur ve gerçek bir yaratıcılığa kavuşur. ‘Canını kaybeden, onu bulacaktır’ deyişinin anlamlarından biri de budur.”(Acı Sorunu – C. S. Lewis – Haberci – s. 83)

Artık soru “Neredesin” kaygısının meraklı arayışından çıkıp, “İraden, iradem olsun!” güvencesiyle yer değiştirip, cevap bulmuştur.

Serda Ayık SEZ