Nereye Gitti?

Öyle bir hikâye düşünün ki sadece yaşandığı dönemde değil; ama tüm zamana yayılmış bir şekilde etkisini sürdürebilsin, filmlere, kitaplara konu olsun. İşte o hikâyede bir adamın derinden sevdiği dostunu kaybedişi ve onun ardından döktüğü gözyaşından bahsedilir. Bu hikâyeyi bu kadar etkili yapan şeyin nerede olduğunu görmek ilk bakışta zor olabilir elbette. Aynı adamın ölen dostunu ölümünden dört gün sonra dirilttiği ile ilgili bir devam yazısı ise işte o hikâyeyi sıradan gibi gözüken yerden alır ve sıra dışı bir konuma yükseltir. Bahsettiğim öykü İncil’in Yuhanna bölümünde geçen Lazar’ın dirilişinin hikâyesidir.[1]

Fakat bu hikâyeyi aslında sıra dışı yapan şey sadece dört gündür ölü olan birinin dirilişi değildir. Tanrı’nın dostluğa, insanla olan kişisel ilişkiye, sevgiye verdiği değeri, ölümle birlikte bu ilişkinin kaybına duyduğu kederi de göstermesi açısından sıra dışıdır. “İsa ağladı” İncil’in en kısa ayetidir evet; ama tüm kâinatı kaplayan bir sevginin de ifadesidir aynı zamanda.

RZIM Türkiye ekibine katılma hikâyem Tanrı’nın kucağıma bıraktığı bir hediyeydi. Elimde hiçbir seçeneğin kalmadığını düşündüğüm bir noktada karşıma çıktı ve beni yıllardır hayalini kurduğum bir hizmetin içine yerleştirdi. Karşıma çıkan birçok kişiye bıkmadan aynı tanıklığı anlatsam da, bunu en çok da Ravi’ye anlatmayı düşledim hep. Türkiye’ye geleceği günü içten içe bekleyip olmayan İngilizcemle ona bu hikâyeyi, onu nasıl güldürerek anlatacağımın hayalini kurdum. Şimdi ise insanların onunla birlikte uzun zamandır paylaştıkları anıları okuyorum. Bu dünyada onu özleyecek olmanın getirdiği derin kederleri bir yanda dururken, onunla birlikte birebir yaptıkları hizmetleri, paylaşımları, sohbetleri, onun babacan doğasını keşfediyorum.  Fakat bundan daha da önemlisi onun bir evin odasında başlayan yolculuğunun, dünya çapında bir hizmete evirilmesinin nedenini görüyorum. Bu dünyadan gitmeyi kafasına koymuş bir gençten, bu dünyayı Tanrı’yla tanıştırmayı, buluşturmayı amaçlayan bir adama dönüşünün yolculuğunu görüyorum. Hayatın anlamını İsa Mesih ile birlikte bulan, bu anlama sıkı sıkıya bağlanan o adamın, çok sevdiği Mesih gibi insanların yüreklerine, hayatlarına nasıl dokunduğunu izliyorum. Bu anlamı bir görev olarak değil; ama hayatının kendisi olarak gerçekleştiren bu adamın örnekliğini sergilediği Rab’bi gibi insana verdiği o içten değeri görerek, önce Tanrı’ya sonra da ona hayran kalıyorum. Sadece bilginin gücünü değil, ama yüreğinin inceliğini en hassas terazide insanlara sunuşunun öyküsünü okuyorum her seferinde. Kafamda tek bir soru ile: “Ravi neden gitti?”

İsa Lazar’ın ölümüne ağladı. Ölümün koparan, parçalayan yüzüne, gözyaşlarıyla karşılık verdi. Fakat her şey orada kalmadı. Fiziksel ölümün aslında kahreden bir son olmadığını, Lazar’ı dört günlük “uykusundan” uyandırarak gösterdi. Lazar’ın kederli ailesini bu dünyanın ve tüm evrenin üzerinde bir vaatle teselli etti: “Diriliş ve yaşam Ben’im… Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır. Yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek.”[2]

Ben de, Ravi Zacharias’ı sadece bir kere canlı dinleme fırsatı bulabilmiş olmanın sevinciyle yetiniyorum bugün. Ve onu hayranlıkla dinlediğim o konferansta hafızama kazınan bir anekdotta bahsettiği bir soruyu şimdi kendi kendime soruyorum: “Ravi neden gitti?” değil; “Ravi nereye gitti?” Geride bıraktığı böylesi büyük bir mirasın minicik bir parçası olarak sorumlluğumun önemini yeniden kavrıyor ve ebedi evine giden Ravi’ye iki sözcükle şimdilik veda ediyorum:

Teşekkürler Ravi…

Serda Ayık Sez


[1] Yuhanna 11:1-46

[2] Yuhanna 11:25