Noel’in Bilimsel Yanı

Arkadaşımla karşılıklı yaptığımız konuşmanın bir yerinde “Mucizeler mi?” dedi arkadaşım, “Yapma, bilim her türlü mucizeyi açıklayabiliyor artık. Doğanın değişmez kanunlarla çalıştığını biliyoruz.” “İnsanlar bunu hep bilmiyor muydu?” diye sordum.  “Aman Tanrım, tabii ki hayır.” dedi.  “Örneğin bakireden doğum gibi bir konuyu ele alalım. Artık böyle bir şeyin imkânsız olduğunu biliyoruz.” “Ama şunu düşün:” dedim. “Kutsal Kitap’taki hikâyeyi okursan, Yusuf’un, nişanlısının bir bebeği olacağını öğrendiğinde evliliği feshetmeye karar verdiğini görebilirsin. Sence bunu neden yaptı?” “Erkeklerin çoğu bunu yapmaz mıydı?” “Her erkek yapardı.” dedim. “Bu da Yusuf’un, doğanın kanunlarını bildiğini, normal koşullarda bir erkekle birlikte olmamış bir kızın bebek sahibi olamayacağını bildiğini gösterir. Yani Yusuf da senin kadar bu kanunun farkındaydı.”

Noel hikâyesinin özünü oluşturan, İsa Mesih’in doğum sahnesine inanmakta güçlük çeken birçok insan bulmak hiç de zor değildir. Barna Araştırma Grubu’na göre, Hristiyanlar bile, iman geleneklerinin merkezinde yer alan bakireden doğum olayı konusunda kafa karışıklıkları yaşamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Hristiyan nüfusun yüzde ellisinden fazlası, bakireden doğuma inanmadıklarını itiraf etmektedir ve bu sayı hızla çoğalmaktadır. Tüm kıtalara yayılmış olan ateist kampanyalar da bir kez daha atağa kalkarak, insanlara, artık sadece bir mit olduğu bilinen ilk doğum sahnesine dair inançlarını itiraf etmelerini ve bunun yerine mantığın sesine kulak vermelerini söyler. Ortaya attıkları bilim ve iman arasındaki bu savaş, birinden biri ölene dek savaşmaya yemin etmiş iki şövalyeye benzemektedir. Bu, zaman zaman iki grup tarafından da desteklenen bir görüntü olsa da, en iyi ihtimalle birçok kişinin zihnindeki kör bir nokta, kötü ihtimalleyse büyük bir yanılgıdır.  1945 yılında yazdığı “Din ve Bilim” adlı makalesinde C.S. Lewis bilim/iman ayrımının kalbinde yatan, İsa’nın doğum sahnesiyle ilgili çok sık gördüğümüz bir yanlış kabulü gün ışığına çıkarmıştır. Bu yanlış kabul, bu “ilk” doğum sahnesinin biyoloji ya da doğal mantık hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayan “ilk” düşünürlerce doldurulduğudur. Burada ve başka yerlerde, Lewis bilimsel ilerlememize, önceki nesillerin bir hatasıymış gibi tutunduğumuzu, tek geçerli düşüncenin en güncel düşünce olduğu fikrini ölümsüzleştirdiğimizi ve güvenilir olmaya layık olan tek zihnin, aydınlanmış bir zihin olduğunu düşündüğümüzü görmüştür.

Fakat Yusuf, başlangıçta nişanlısının sadakatsizlik ettiğini düşünebilecek kadar doğanın kanunlarını biliyordu. Bebeklerin ve hamileliklerin kendi başlarına oluşmayacağını biliyordu ve bu yüzden, Meryem’den sessizce ayrılmak istedi, ta ki bir şey fikrini değiştirinceye kadar. İsa’nın öğrencileri de, suyun üstünde kayığa doğru yürüyen adamı gördüklerinde dehşete kapılmalarına sebep olacak kadar doğanın kanunlarından haberdarlardı. Yas tutan kalabalık, İsa ölü kızın sadece uyuduğunu söylediğinde ona gülecek ve oradan uzaklaşırken yeniden hayata dönen kızın karşısında şaşkınlıktan donacak kadar doğanın kanunlarına hâkimdiler. Ayrıca, bilimsel hesaplamaları sonucunda Bebek İsa’yı bulan yıldızbilimciler, iki balığın çok aç bir kalabalığa yetecek şekilde paylaştırılamayacağını bilecek kadar matematik hakkında fikir sahibi olan Filipus ve Andreas, erkek kardeşlerinin ölümünün, son söz olduğunu bilen Meryem ve Marta ve İsa’nın çarmıha gerilişini gördükten sonra aynı şeyi düşünen Tomas da biliyordu.

Bu itirazların her birinde, şükrederek söylüyorum ki ben, kendi sesimi duyuyorum. Demek istediğim, iman bir kişinin doğanın değişmez kanunlarına, fiziğe ya da matematiğe sırtını dönmesi değildir. Tam tersine, bildiğimiz ve güvendiğimiz bu kanunlar ışığında, bu olaylarda, tüm bu kanunların dışında bir şeyin müdahalesinin olduğunu kabul etmektir. Ben bu sahnelerin her birini hem dikkate değer, hem de güvenilir buluyorum. Bunun sebebi ise, tam olarak, olayı yaşayan, doğanın kanunlarından haberdar olan kadın ve erkeklerin, doğanın kanunlarına karşı gelen bu olaylar karşısında, bugün herhangi birimiz yaşasa vereceği tepkilerin aynısını vermiş olmasıdır. Elbette, doğal mantığın tüm yasalarını reddetmemizi ve yerine başka bir şey koymamızı isteyen bir hikâyeyi kabul etmemiz körlemesine bir inanç olacaktır. Fakat bizim duyduğumuz hikâye, şaşırtıcı bir şeyin – ya da birinin – bu işe karıştığını inkâr edilemez biçimde gösteren olaylarla dolu bir hikayedir.


Jill Carattini