Sevgi, Yaşam ve Ötesi II. Bölüm

Bu bölümde sevginin cevap vermesi gereken sorulara bakmaya devam ediyoruz. İlk olarak sevgi arayışımızın gerçeklikle bağlantısı olması gerektiğine bakmıştık. İkinci olarak sevgi arayışımız bizim insan olarak içinde bulunduğumuz duruma bir cevap vermelidir. Eğer gerçek hayatın nasıl işlediği ile ilgili bir cevap vermiyorsa o zaman bir anlamı yoktur. İnsanların kendi zayıflıkları konusunda dürüst olmamaları da bizi kızdırır.

Amerika’nın güneyinde geçen bir hikâye anlatılır. Savcı mahkeme sırasında ilk tanığını çağırır. Yaşlıca bir kadın gelir. Kadın ortama ısınsın diye kolay bir soruyla başlar savcı. “Bayan Jones beni tanıyor musunuz?” kadın da “Evet, elbette seni tanıyorum Bay Williams. Çocukluğundan beri seni tanıyorum. Beni büyük bir hayal kırıklığına uğratıyorsun. Yalan söylüyorsun, eşini aldatıyorsun, insanları kullanıyorsun. Kendini önemli biri zannediyorsun ama senden ancak bir hiç olacağını anlayacak kadar bile aklın yok. Evet, seni tanıyorum.” Savcı şaşa kalır ve ne yapacağını bilemeyerek diğer avukata işaret eder. “Peki, onu tanıyor musunuz?” diye sorar. “Evet, Bay Bradly’i de çocukluğundan beri tanıyorum. Tembeldir, ikiyüzlüdür ve içki sorunu var. Hiç kimseyle düzgün bir ilişki sürdüremiyor. Üç farklı kadınla eşini aldattı. Onlardan biri de senin eşindi.” Savcı neredeyse kalpten gidecek gibi olur. Hâkim iki avukatı birden öne çağırır ve sessizce şöyle der: “Siz salaklardan biri bu kadına beni tanıyor mu diye sorarsanız, ikinizi de elektrikli sandalyeye yollarım.”

Sevgi arayışımız bizim insan olma durumumuzla bağlantılı olmalıdır. İnsan olarak kendi zayıflıklarımızı gözden kaçırabiliriz. Zayıflıklarımızdan saklanabiliriz; ama bunu yaparsak konuştuğumuz sevgi gerçek olmayacaktır. Ateist yazar Richard Dawkins şöyle söyler “Şu anda gözlemlediğimiz evren olması gereken tüm özellikleri taşır. Eğer bir tasarım yoksa düzen yoksa kötülük yoksa ve iyilik yoksa o zaman kör, acımasız bir umursamazlık vardır. DNA’nın ne umurundadır bunlar, ne de ilgisini çeker. DNA sadece vardır ve biz de ona uyarız.”

Ateist ve maddiyatçı dünya görüşü bu yazıda bahsettiğimiz görüşe karşıt bir alternatif  görüş sunmaktadır. Öyle bir dünyada iyilik ya da kötülük diye sınıflandırmalar yoktur. Ama ben diyorum İsa’nın bize gösterdiği ilahi sevgi, bizim insanlık olarak içinde bulunduğumuz durumu açıklamada çok yeterli olacaktır. İyi ve kötü vardır der bu bakış açısı. İnsan olarak hepimizin bağışlanmaya ve sevgiye ihtiyacımız olduğunu söyler. Yani insan yüreğinin en derin arzularını dile getirir. Rus yazar Soljenitsin şöyle demiştir. “Keşke bir kenarda sadece ve sadece kötü şeyler yapan kötü insanlar olsa. Keşke sadece onları bizden ayırmak yeterli olsa. Ama iyilikle kötülüğü birbirinden ayıran çizgi, insan yüreğinin tam ortasından geçer.”

 Hepimiz biliyoruz ki bazı şeyler doğrudur, bazı şeyler yanlıştır. Çoğu zaman bu konuda başarısız oluruz. Eşimle birlikte evlenmeden önce bir kitap okumuştuk. Yazarın evlenmeden önce şöyle bir korkusu vardı. Evliliğini sürdürdükçe eşindeki hataları görecekti ve bu eşini daha az sevmesine sebep olabilirdi ve bundan korkuyordu. Ama kısa süre içinde anladı ki o yakınlık aslında bir ayna görevi görüyordu. O sevgi aynasına baktığında kendi zayıflıklarını çok net bir şekilde görüyordu. Bu sevgisi onu motive ediyordu ve sevdiği için daha iyi biri olmayı arzu ediyordu. İnsanlar olarak hepimiz sevgiyi arzuluyoruz, ama içimiz bozuk ve bozulmuş bir dünyada yaşıyoruz. İlahi sevginin öyküsü sadece sorunun ne olduğunun ortaya çıkması değil, sadece size ne kadar hatalı olduğunuzu göstermek için size tutulan bir ayna değil, o kadar güçlü bir sevgidir ki sizin bağışlanmanızı ister. İsa bunu yapabileceğini iddia etmiştir. Bizi sevdiğini ve bizi bağışlayabileceğini iddia etmiştir.

Üçüncü olarak dedik ki sevgi arayışımızın cevabının kişisel bir gerçekliği olması gerekir. Dış dünyayla, gerçeklikle bağlantısı olması gerekir. Aynı zamanda insanlığa dair sorunun ne olduğunu anlatması gerekir, ama aynı zamanda kişisel bir anlamı da olması gerekir. Pek çoğumuz yakın ilişkilerde biraz zorlanırız. Ya geçmişte incinmişizdir ya da yeni bir ilişkiye girersek incineceğimizden korkarız. Senarist ve yazar Nick Hornby bu konudaki korkularını çok dürüstçe dile getirir. “Kendi ölümümden ve başkalarının ölümünden ne kadar korktuğumu fark ettim. Bu korkunun pek çok şeyi yapmama engel olduğunu fark ettim. Ama her şeyden çok bir ilişkiye devam etmeme engel olduğunu fark ettim. Çünkü sizin hayatınız ilişkide olduğunuz diğer kişinin hayatına bağlıdır. Daha sonra o kişi ölür ve siz sudan çıkmış balığa dönersiniz. Ben önce ölürsem belki sorun ortadan kalkar, ama başkası ölmeden önce benim ölebileceğimin umudu çok da mutluluk veren bir umut değildir. Diğer kişinin ne zaman öleceğini ben nereden bileceğim? Yarın bir otobüs altında ezilip gidebilir. Bu durumda benim bugün kendimi bir otobüsün altına atmam gerekir.”

Bu sözler komik gibi gelebilir ama yakın ilişkiden korkarız. Sevgi sadece felsefi bir kavram değildir. Kişisel bir gerçekliktir. İsa bize Tanrı’nın kişisel olduğunu söyler ve O’na gelenlere sevgisini sunar. Benim için İsa’nın sözlerinde ve hayatında ilahi sevgiyi keşfetmek harika bir tecrübe oldu. Tanrıyla kişisel bir ilişki sunulur bize. O’nu tanıma ve O’nun tarafından bağışlanma fırsatı sunulur. Sonsuzluk boyunca yaşanacak bir sevgi ve ilişki fırsatı bizlere sunulur. Yuhanna İncili’nde İsa der ki “Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim.”[1] Benim için bu kişisel bir gerçeklik ve bu herkese özgürce sunulan bir fırsattır. Entelektüel, zihinsel boyutta Tanrı kendini tarihte ve felsefi düzlemde açıklar. Fakat nihai olarak aslında bu kişiseldir.

Sevgi hakkında düşündüğümüz bugün, size diyorum ki bunun gerçeklikle bağlantısı olması gerekir. Bizim insan olarak içinde bulunduğumuz duruma bir cevap vermesi gerekir ve sevgi arayışımızın kişisel bir gerçekliği olması gerekir. Bu arayışta İsa Mesih’in varlığına yönelmeniz dileği ile…

Amy Orr-Ewing 14 Şubat 2011 İstanbul Konuşmasından


[1] Yuhanna 10:10b