Şiddet Dünyası

Genellikle sabah vakti, gün hala sessizliğini korurken erken kalkar ve yürüyüşe çıkarım. Böyle saatler bana dua etmek ve o gün yapacaklarım hakkında düşünmek için zaman verir. Fakat yürüyüşten eve dönüp, sabah haberlerini izlemeye başladığımda, şiddet dolu haber başlıkları huzur dolu düşüncelerime saldırır. Kısa yayın süresince, vahşi bir şiddet içeren korkunç hikâyelerden birkaçı hakkında bütün detayları öğrenmiş olurum. Nitekim haberleri takip eden bir kişinin, çoğunluğu hastalıklar ve felaketler içeren bu başlıklardan kaçınması oldukça zordur. İster istemez, sabahlarım genelde keyfi kaçmış ve haberlerdeki şiddetlerden dolayı huzursuz bir halde geçer.

Şiddet dolu haberler yağmuru yüzünden umudu kırılmış bir halde, neden insanların huzur yerine şiddeti daha çok sevdiğini düşünürüm. Bu trajedilerin yarattığı keder ve çaresizlikten sonra, neden insanlar bir türlü şiddetten yorulmazlar?

Şüphesiz, şiddet öyküleri bizlere sürpriz olarak gelmez. Saldırılar ve cinayetler adeta sıradan olaylar kadar tanıdıktır artık. Ve yine de, benim hislerimi derinden sarsar. Her nasılsa, şükürler olsun ki, bunlara asla alışmam ve bu olayların sıradan varlığı benim duygularımı köreltemez. Şiddetin alışılmış varlığı, bir şeylerin korkunç bir şekilde yanlış gittiğine dair bir işaret ve alamet olarak bizi tekrar ve tekrar uyarır. Bundan da öte, kendimize karşı dürüst olduğumuzda, şiddet ve öfkenin yalnızca bu dünyada “orada bir yerlerde” olmadığı, fakat bize yakın, kalplerimizin içerisinde olduğu gerçeğiyle yüzleşiriz. Eski Antlaşma dönemi peygamberlerinden Yeremya bu karanlık gerçekliği tanımlamıştır: “Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez, onu kim anlayabilir?” (Yeremya 19:9).

Her ne kadar Yeremya’nın suçlamasının dışarıdaki herkes için –katiller, suikastçılar, vahşi tecavüzcüler veya kutuplaşmış siyasi rakipler- olmasını umsam da, kendi yüreğimdeki şiddeti çok iyi bilirim. Trafikte biri yolumu kestiğinde ateş gibi bir öfke hissederim. Biri bana büyüklük tasladığında ya da beni küçümsediğinde köpürebilirim. Hatta sinirliyken sevdiklerimize karşı söylediğimiz düşüncesiz sözleri hatırlatmıyorum bile. Ümidi kırılmış bir şekilde haykırırım: “Neden şiddetten yorulmuyorum?”

İsa, tıpkı Yeremya gibi insanlığın şiddet eğilimlerini anlamıştır. Şiddettin “orada bir yerde” olmadığını, fakat her bir insanoğlunda bulunduğunu anlamıştır. Takipçilerine dedi ki “İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır. Çünkü kötü düşünceler, fuhuş, hırsızlık, cinayet, zina, açgözlülük, iftira, kibir ve akılsızlık içten, insanın yüreğinden kaynaklanır. Bu kötülüklerin hepsi içten kaynaklanır ve insanı kirletir” (Markos 7:20-23). Sakatlayan, zarar veren ve öldüren her şey her birimizin içinde ortaya çıkar.

İsa bu sözleri, hayatına malolan çarmıhta asılıyken insanları suçlamak için söylememiştir, oysa ki bunu yetkindir. Nitekim onun kendini bir kurban olarak sunması ve çarmıhtaki ölümü, Dağdaki Vaaz’ının bir simgesidir:

“Ama beni dinleyen sizlere şunu söylüyorum: Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik dileyin, size hakaret edenler için dua edin. Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, bu size ne övgü kazandırır? Günahkârlar bile kendilerini sevenleri sever. Size iyilik yapanlara iyilik yaparsanız, bu size ne övgü kazandırır? Günahkârlar bile böyle yapar. Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik yapın, hiçbir karşılık beklemeden ödünç verin. Alacağınız ödül büyük olacak, Yüceler Yücesi’nin oğulları olacaksınız. Çünkü O, nankör kişilere karşı iyi yüreklidir. Babanız merhametli olduğu gibi, siz de merhametli olun.” (1)

İsa onu en sonunda çarmıha götüren şiddete tahammül edip, dayanır. Dünyamıza farklı bir yol sunmak için bu şiddete katlanır. İşte onun bu örneği, bize her gün benimsediğimiz şiddete karşı farklı yollardan meydan okur. Ben şiddetten yorulana kadar, dünyanın şiddetten yorulmasını bekleyemem. Ben şiddete karşı İsa’nın çözümüyle karşılaşmadan, gerçek bir huzur için umutlanamam. Bu yüzden, Mesih’in bize yaklaşarak gelip şiddetimizi yüklenmesi, aslan ve kuzunun bir araya gelmesi, huzurumuz için gereken dönüşüme dair bir umuttur.

(1) Luka 6:27,28,32,33,35,36

Yazı:Margaret Manning

Çeviri: Egesu Özkara