Tanrı Kaldıramayacağı Taş Yaratır Mı?

‘Başımıza taş yağacak!’ şeklinde bir karşılık belki bu soruya verilebilecek esprili bir yanıt olabilir. Fakat bu tür bir soruya verilebilecek yanıt(lar) üzerine konuşmadan önce taş paradoksu olarak adlandırılan ‘Tanrı kaldıramayacağı ağırlıkta bir taş yaratır mı?’ sorusunun sorulma amacını hatırlamakta fayda var. Bu tür sorular, bir ikilem oluşturarak Tanrı’nın her şeye kadir olmadığını göstermeyi amaçlar. Bu ikileme verilen yanıtlar ya evet ya da hayır olacaktır. Her iki durumda da Tanrı’nın yapamayacağı bir durum söz konusu olacağı için kişi hemen ‘İşte! Tanrı’nın yapamayacağı bir şey var!’ şeklinde itirazını dile getirir.

Bu sorulara herhangi bir yanıt verilmeden önce sorunun kendi içerisinde mantıksal bir çelişki barındırıp barındırmadığının incelenmesi gerekir. Çünkü saçma sorulara asla doğru bir yanıt sunulamaz! Bu soruda da aslında itirazcı bizlere hatalı ve sahte bir ikilem (false dilemma) sunmaktadır. Buna karşın bu hatalı ikilem ya da içsel çelişki barındıran ifade, ‘Tanrı kareden daireler yapar mı?’ sorusundaki gibi açık ve net değildir. Ancak ‘Tanrı kaldıramayacağı taş yaratır mı?’ demek aslında ‘Tanrı yapamayacağı şey yapar mı?’ demenin farklı bir versiyonudur ve bu şekliyle açıkça görülebileceği üzere çelişkili bir ifadedir.

Buna benzer sahte ikilemlerin ortaya atılmasına neden olan şey Tanrı’nın kudret sıfatı ile ilgili olduğundan, ‘Tanrı kadir-i mutlaktır’ ya da ‘Tanrı her şeyi yapabilir’ derken ne kastedildiğinin doğru bir şekilde ortaya konması gerekir. Çünkü Kutsal Kitap ‘Tanrı için imkânsız hiçbir şey yoktur’ der[1] ve bu ifadeler insanların kafasında zaman zaman yanlış çıkarımların oluşmasına neden olur.

‘Tanrı için her şey mümkündür ifadesi ile ne kastedilmektedir?

O zaman ‘Tanrı için her şey mümkündür’ ifadesi ile ne kastedilmektedir? Zira Kutsal Kitap aynı zamanda ‘Tanrı kendi özüne aykırı davranamaz’ der.[2] Burada en can alıcı nokta ‘her şey’ ifadesinin içinin nasıl doldurulduğu ve neleri ihtiva ettiğidir. Bu ‘her şey’in içine mantıksal olarak çelişkili ya da ahlaki olarak kusurlu ifadeler de girmekte midir? Ortaçağ Hristiyan filozoflarından Thomas Aquinas, ‘her şey’ ifadesine karşılık olarak yalnızca tanımları kendileriyle çelişmeyen nesne, eylem veya fiillerin anlaşılması gerektiğini belirtmiştir. Ona göre, ‘Tanrı her şeye kadirdir’ ifadesi doğru bir şekilde yorumladığında anlamı şudur: güç, mümkün olan ile ilişkili olduğundan, ilahi kudret, mümkün olan her şeyi yapabilir. Buna göre, Tanrı kadiri mutlak olarak isimlendirilir.[3] İngiliz düşünür C. S. Lewis’in ‘Mucizeleri Tanrı’ya atfedebilirsiniz ama saçmalıkları asla!’ sözü konuyu doğru ve uygun bir şekilde özetlemektedir.[4]

Kutsal Kitap Tanrı için ‘yalan söylemez’, ‘kimseyi kötülükle ayartmaz’, ‘özüne aykırı davranmaz’ gibi ifadeler kullanır. Dolayısıyla Tanrı’nın yap(a)madığı bazı durumların söz konusu olduğunu biliriz. Asıl soru, Tanrı’nın kendi özüne aykırı bir eylemde bulunmayacak olmasının O’nun kudret sıfatına gölge düşürüp düşürmediğidir.

Aquinas’ın da vurguladığı gibi güç ve kudret, mümkün olan ile ilişkili olduğundan saçma ve çelişkili ifadelerin Tanrı’nın her şeye kadir olması ile bir ilişkisi yoktur. Bir başka ifadeyle, Tanrı için her şey mümkündür; fakat çelişkili ifadeler ontolojik olarak birer ‘şey’ olma niteliğine sahip değildir. Aquinas’ın bir başka açıklamasında söylediği gibi: ‘Çelişki ima eden hiçbir şey Tanrı’nın her şeye yeten gücü altında değildir.’ [5]

Bunu bir örnekle somutlaştırmak faydalı olabilir. Din felsefecisi olan G. I. Mavrodes şu örneği verir: “Bir sınavda daire çizmedeki başarısızlığım, benim geometride eksik ve kusurlu olduğumu gösterebilir. Ancak bir kare bir daire çizememem, bu tür bir yetersizliğe işaret değildir.” [6] Bu nedenle Tanrı’nın kendi özüne aykırı davranmaması yani çelişik durumları meydana getirmemesi, O’nun kudretine herhangi bir zeval vermez. O her şeye kadir olan Tanrı’dır ve O’nun için imkânsız hiçbir şey yoktur!

Sonuç olarak saçma sorulara asla doğru yanıt verilemeyeceği ilkesi ile birlikte şunu söylemek mümkündür ki bu tür sahte ikilemler Tanrı’nın kudret sıfatının yanlış tanımlanması ile birlikte Tanrı’nın sadece kudret sıfatından ibaret olduğunun varsayılmasından kaynaklanmaktadır. Evet, Tanrı her şeye kadirdir ama bununla birlikte Kutsal Kitap ‘Tanrı sevgidir’, ‘Tanrı iyidir’ demektedir. Bir başka deyişle, Tanrı’nın sıfatlarının ayrı ayrı ve birbirinden bağımsız olarak değil, birlikte ve birbiriyle ilişkili olacak şekilde düşünülmesi gereklidir.

Bu tür sorular saçma ve hileli olmalarına rağmen kanımca tümüyle yararsız da değildirler. Zira bu tür sorular, çoğu zaman sormadığımız ya da üzerinde çokça düşünmediğimiz konularda yeniden düşünme fırsatı sunmaları ve bu sayede düşünsel dünyamızın zenginleşmesine katkıda bulunmaları nedeniyle faydalı olabilirler.

Dahası daha derin varoluşsal ve teolojik konulardaki yanlış anlaşılmaların da ortaya çıkmasına ve düzeltilmesine de aracı olabilirler. Düşünsenize tüm hayat koşturmacası ve gömüldüğümüz sanal dünya içerisinde acaba kaçımız Tanrı’nın nitelikleri hakkında durup dakikalarca (ya da daha fazla) düşünüyoruz ya da düşünme imkânına sahip oluyoruz?

Belki bugün hatırladığımız ve üzerinde düşündüğümüz bu sıfatı nedeniyle Tanrı’ya övgü sunabilir ve O’na tapınabiliriz. Çünkü O söylediğini ve vaat ettiğini yapacak güçtedir. O kadir-i mutlak Tanrıdır. 

                                                                                                       Yeşua Özçelik                                                                                                       

Dipnotlar:

[1] Matta 19:26; Markos 10:27; Luka 18:27.

[2] 2. Timoteos 2:13.

[3] Thomas Aquinas, ‘Why Think of God as Omnipotent?’ Summa Theologiae, C. 5. Alındığı yer: Recep Alpyağıl, Din Felsefesine Dair Okumalar, İz Yayıncılık, s. 624.

[4] Buradaki saçma ifadesi insanlara saçma gelen durumları değil mantıksal açıdan içsel bir çelişki barındıran durumları tanımlamak için kullanılmıştır.

[5] Thomas Aquinas, Summa Theologiae.

[6] George I. Mavrodes, Some Puzzles Concerning Omnipotence, Philosophical Review, Vol. 72, No. 2 (April, 1963) s. 221-223.