Yaşayan Kütüphane & Ölü Fikirler (1)

Küstahlığın ardından utanç gelir, Ama bilgelik alçakgönüllülerdedir.

Özdeyişler 11:2

Birinin bilmediği bir şeyi bildiğini sanması cehaletin en utanç verici türü değil midir?

Sokrates

Bilgelik ve alçakgönüllülük arasındaki ilişki birçok kez çeşitli kişiler tarafından farklı şekillerde dile getirilmiştir. Geçen aylarda ‘Yaşayan Kütüphane’ adlı bir etkinlikte ateizm derneğinden gelen bir beyfendi (bu kişiye Bay A diyeceğim ve yazının devamında ondan bu şekilde bahsedeceğim) ile tanışma ve konuşma fırsatına sahip oldum. Konuşmalarımız bilimin bize ne kadar doğru; ama inancın da bir o kadar yanlış bilgi sunduğu teması üzerinde şekillendi. Hatta Bay A, bilim dünyasındaki inanç profilinin tümüyle inançsız bilim adamı profilinden oluştuğunu iddia etti. Tabii ki bu doğru değildi. Bunun doğru olmadığını, bilim dünyası içerisinde tanıdığım birçok saygın teist bilim adamının olduğunu söylediğimde de bu düşüncem ‘İşte buyurun bakın bir yobaz daha!’ denilerek, yobazlıkla itham edildi. Bu oldukça ironik bir durumdu.

Tam bu noktada TDK’nin  ‘yobaz’ kelimesini nasıl tanımladığına bakalım:

  1. (sıfat) Dinde bağnazlığı aşırılığa vardıran, başkalarına baskı yapmaya yönelen (kimse)
  2. Bir düşünceye, bir inanca aşırı ölçüde bağlı olan (kimse)
  3. Kaba saba, incelikten anlamayan (kimse)

İronik olan, Bay A’nın tüm etkinlik boyunca kendisi gibi düşünmeyenlerin ne kadar bağnaz ve yobaz olduğunu sürekli ama sürekli olarak vurgulamasıydı. Bununla birlikte Bay A’ya, şimdiki ‘inancına’ karşıt bir kanıt sunulsaydı ne yapacağını, sorduğumda ise kesinlikle düşüncelerini değiştirmeyeceğini söylemesi ise oldukça şaşırtıcıydı.

Dikkat ederseniz Bay A, ironik ve trajikomik bir şekilde yobaz teriminin tanımı içerisindeki tüm özelliklere uyuyordu. Kendi dünya görüşüne sımsıkı bir şekilde bağlanmış, asla düşüncelerini değiştirmeyen ve kendisi gibi düşünmeyenleri –‘sırf kendisi gibi düşünmediği için’- akılsızlıkla, hatta yobazlıkla itham eden birisi, yobaz ifadesinin içerdiği 3 kategorik anlamı da taşıyordu. Bu ironik durumun yanı sıra aslında Bay A, felsefe öğrencilerinin çok iyi bildiği birçok mantık hatasını da yapmaktan geri kalmadı. İnsanların kişiliklerine saldırarak, ‘Ad Hominem’ olarak adlandırılan mantık hatasını; hiçbir argüman getirmeksizin sırf belirli bir inanca sahip olduğu için onları eleştirerek ‘Kökensel Mantık Hatasını’; bilim adamlarının çoğu ateist bu yüzden ateizm doğrudur, düşüncesini savunduğu için ‘Ad Populum’ yani ‘Çoğunluğa ya da Popülerliğe Başvurma’ dediğimiz mantık hatasını yaptı.

Aslında özetle altını çizmek istediğim mesele şudur: Bilgiye ve gerçeğe ulaşmada edinilmesi gereken temel erdem alçakgönüllü bir tutum olmalıdır. Charles A. Faroe, ‘Gerçekten Yana Olmak’ adlı kitabında Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler kitabından alıntı yaparak, gururun insanın bakış açısını nasıl kör edebildiğini gösteren bir örneği gözler önüne serer.

‘‘Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’inde, ruhsal olgunlukla tanınan Zosima Dede manastır öncesi hayatını anlatırken, gururunun gözlerini bazı gerçeklere nasıl kör ettiğini kaydeder. Genç ve yakışıklı bir subayken, görev yaptığı kentin sosyetesinde kendine yer edinmiştir. Bu ortamda genç Zosima soylu bir kıza aşık olur ve kızın da kendisine aşık olduğunu sanır:[1]

”Bu sırada beni iki ay için başka bir eyalete görevle gönderirler. İki ay sonra, geri dönünce bir öğreniyorum ki, kızcağız kentteki zengin çiftlik sahiplerinden biriyle evlenmiş… Bu beklenmedik olay beni o kadar şaşırtmıştı ki, zihnim karmakarışık oldu. İşin asıl önemli yönü de şu: O sırada öğrendiğime göre, o genç çiftlik sahibi bu kızla çoktandır nişanlıymış. Meğer ben de onu evlerinde defalarca görmüştüm, ama kendi üstünlüğüme olan inancım gözlerimi o kadar bağlamış ki, onun varlığını bile fark etmemişim. Ama işte en çok gücüme giden de bu oldu. Nasıl oluyor da hemen hemen herkes bunu bildiği halde, bir benim bundan haberim yoktu?”[2]

İlginç olan hususlardan birisi de Bay A’nın Tanrı’ya O’nu göremediği için inanmadığını söylemesiydi. Bu konuda pek fazla bir şey söylemeye gerek görmüyorum. Zira Dostoyevski’nin Zosima karakterinin buna dolaylı bir yanıt sunduğunu düşünüyorum.

Bir fikrin ya da düşüncenin doğru ya da yanlış olduğunu ancak ve ancak o fikrin ya da düşüncenin içeriğini sorgulayarak anlayabiliriz. Bunun dışındaki yöntemler çoğunlukla mantık hatası olarak adlandırılan belli başlı hatalar kümesinin içerisine düşecektir. Bununla birlikte alçakgönüllü tutumu elden bırakmamalı ve gerçeği alçak gönüllü bir şekilde aramalıyız. Gerçeğin doğası hassastır ve düşünsel gurur ile karşılaştığında kaçacaktır.

Alçakgönüllülük yolunda yürümek isteyen birisine sanırım ilk adımın ne olduğunu söyleyebilirim. İlk adım gururumuzun farkına varmaktır. Epeyce büyük bir adımdır bu. Çünkü sizde gurur olmadığını iddia ederseniz, bu aslında bir hayli gururlu olduğunuz anlamına gelir.

C. S. Lewis, Özde Hristiyanlık

                                                                                                                         Yeşua Özçelik

 

Dipnotlar:

[1] Charles Faroe, Gerçekten Yana Olmak, Babylon Kitapları, 2006, s. 119.

[2] Fyodor Dostoyevski, Karamazov Kardeşler, Çev. Leyla Soykut, İstanbul Cem Yayınevi, 1997, cilt 2, s. 160-161 (Bu alıntı, Charles Faroe, Gerçekten Yana Olmak, Babylon Kitapları, 2006, s. 119.’den alınmıştır).