Yetki ile Babil Kurmak!

“Bilgelikten yoksun yetki, kör baltaya benzer. Yontarak şekil vermek yerine, bozarak zarar verir.”  Anne Bradstreet

“Yetki” hem dünyasal anlamda, hem de tanrısal düzende ağır sorumluluk arz eden, sonuçları yetki sahibi üzerinde derin izler bırakabilecek ve sonunda ister vicdani, ister adli,isterse tanrısal, keskin yargı altında duran verilmiş bir haktır. Buna sahip olan kişi “hak” tanımından yola çıkıp hayalini kurduğu her şeyi yapabilir ve /veya yaptırabilir. Tanınıyor ve biliniyor olmasını kullanarak diğer kişi veya kişilerin haklarına gasp edebilir, gasp edebilmek adına 3.şahısları manipüle edebilir.Böyle olunca çok tehlikeli bir düzlemde yanlış kullanıma açık bir uygulama haline gelebilir.

Kutsal Kitap da yetkiyi kötüye kullanma adına bir çok hikayeyi bize örneklendirir. Bunlardan birinde birbirlerini tek bir dil aracılığıyla anlayan ve gittikçe güçlenen insanlığın bir şehir ve kule inşa ederek Tanrı gibi olma ve oturdukları yerden tüm dünyaya ün salma arzusu vardır. Tanrı’nın ise dünyaya baktığında gördüğü tek şey, kötüye kullanılmış yetkidir. Önlerinde hiçbir engel olmadan istediklerini diledikleri şekilde yapacaklarını düşünerek sevinen insanlık, çok geçmeden Tanrı’dan gerekli cevabı alır. Tanrı onların dillerini karıştırır ve dünyanın dört bucağına yayar.

Kilisede ve kendi kişisel yaşamlarımızdaki tanrısal yetkimiz ise yine benzer bir yargıyla karşı karşıyadır. Bu anlamda bizler için en zorlayıcı şey de ilişkilerdir. Çünkü ilişkiler sayesinde büyümeye çalışırız. Kendi kişisel iman yolculuğumuzda karşılaştıklarımızla eğitilmek, olgunlaşmak isteriz. Bu dünyadan soyutlanmadan yaşarız elbette biz de, diğer herkes gibi, diğer herkes olmamamın farkını bilerek… Fakat her zaman “insan” olmanın zayıflığına ve günahlılığına da takılı kalırız. Ne öğrendiklerimizle büyürüz, ne de söylediklerimizle yaptıklarımız birbiri ile örtüşür. Yetkilerimiz, kişisel değerlerimiz, gururumuz,haklılığımız hep ön plana çıkar. Affetmek konusunda sınıfta kalır; ama sevgi ve affetme konusunda konuşmaktan bıkmayız. Bağımlılıklarla ilgili dikkat çekici konuşur, kendi bağımlılıklarımızı kaşıyacak yerlerde kendimizi buluruz. Olgunlaşmak için en ön sıralarda dururken, çocuk ruhlarımızın esiri oluruz.Kırgınlıklarımızı teslim etmek değil, daha çok kanatmak ister, kanırtırız. Çöplerle boğuşur, merteklerle gezeriz. Kısacası talkımı verip, salkımı yutarız! Ta ki Rab kulelerimizi yıkana dek…

Tanrı’yla, sahip olduğumuz yetkiye dahil ettiğimiz kişisel duygularımız, aynı yerde duramaz. Ne kadar zor olursa olsun O’nun önünde çırılçıplak kalma cesaretini her gün bir kere daha gösterip, düşüncelerimizin değişimi ile duygularımızı da O’na teslim etmekten başka çaremiz yoktur!

Serda Ayık Sez